Uzak Doğu’nun aslan parçası: Singapur

Kısa bir müzik arası verdikten sonra yeni bir ülkeyi keşfetmek için rotamızı gene uzak doğuya çeviriyoruz. Bu sefer Uzak Doğu’nun aslanındayız: Singapur.


Yola çıkmadan önce heyecanlıyım. Singapur her anlamda, barındırdığı hazineleriyle uzun süredir dikkatimi çeken ve bende merak uyandıran bir ülkeydi. Ekvatora çok yakın bir ülke. Sevinçliyim; çünkü henüz Türkiye’ye bahar yeni yeni geliyorken, yazı yaşayan bir ülkeye gideceğim. Valizim şortlar, ince bluzlar, açık ayakkabılarla dolu… Vize istemeyen bu ülkenin ünlü botanik bahçesini, mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerini ve özellikle çeşit çeşit
orkidelerini görmek için can atıyorum.

 

Uçağımız uzun saatler sonunda bu küçük ülkeye varıyor. Dünyanın en iyi havaalanlarından biri olan Chiangi Havalimanı’nda insanı boğucu bir nem karşılıyor. Pasaport işlemlerinden sonra otele doğru taksiyle giderken ülkeyle tanışmaya başlıyorum. Fonda yemyeşil bir bitki örtüsü, yapış yapış nemli bir hava, modern ve tertemiz caddeler, renkli çiçekler…

 

Gelmeden önce tabi ki ufak bir araştırmayla nereye geldiğim hakkında bilgilenmiştim. Efsaneye göre Malezyalı bir prens olan Sang Nila Utama, adaya ayak bastığında adada bir aslan görmüş ve şans, bereket, uğur getirmesi için adaya Singa Pura ismini koymuş. “Singa Pura”, Malay dilinde Aslan Şehir anlamına gelmekteymiş. Sonrasında ülkenin o çok bilindik Merlion heykeli ortaya çıkmış. Bir deniz aslanı olan heykel, ülkenin sembolü haline gelmiş.

 

 

Peki, biraz daha yakın tarihinde ne oldu, nasıl Singapore oldu diye sorarsak da karşımıza 19. yüzyılda (tabi ki de!?) İngiliz Stamford Raffles çıkıyor. Kendisi İngiltere’nin Asya sömürgelerinden sorumlusu olarak geliyor bu güzelim balıkçı ülkesine, diyor ki burayı güzel bir ticaret limanı şehri yapalım. Alınan izinlerle gelişmeye başlayan liman, ülkeyi de kalkındırarak önemli bir ticaret merkezi haline gelmeye başlıyor. 2. Dünya Savaşı sırasında İngiltere Singapur’a gerekli dikkati gösteremeyince Japonlar ülkeyi işgal ediyorlar. Daha sonrasında Japonya da atom bombasıyla karşı karşıya geldiğinde ülkeyi boşluyor ve Singapur tekrar İngiltere’nin himayesine geçiyor. Bir dönem Malezya ile birleşse de bu birleşmeden 2 sene sonra 1965’te bağımsızlığını ilan ediyor. Sonrasında da kısa süre içerisinde çok önemli bir ticaret merkezi ve dünyanın en işlek limanlarından biri oluyor. Tam bir aslan parçası maşallah…


Ülke, uzun dönem İngiltere’nin sömürgesi olarak var olduğu için ülkenin genelinde İngiliz kültürü ve alışkanlıkları oturmuş durumda. Hatta öyle ki, sokakta yerel halktan çok İngiliz ya da Avustralyalı turistler var. Zaten sömürgeci ülkelerin, bağımsızlığını ilan etse de hala o ülke kendisinin himayesindeymiş gibi var olan özgüvenleri yok mu… Ama yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim. 
Raffles o kadar da acımasız değilmiş. Zira, köleliği kesinlikle kaldırmış, her farklı grubun yaşayabileceği mahalleler kurmuş. Çin Mahallesi, Arap Mahallesi vs. Genel olarak ülkede bir bütünlük içerisinde korunmuş gruplaşmalar var. Mesela milli dili Malay ama çok aktif bir ticaret ülkesi/limanı olduğundan İngilizce resmi dilmiş gibi bir izlenim bırakıyor. Bunun yanı sıra komşuluktan ve zamanında yaşadığı göçlerden dolayı hatrı sayılır derecede fazla Hintçe ve Çince konuşuluyor. Hepsinin kendi içinde lehçeleri var. Din kavramları da birbirine saygı çerçevesinde oldukça fazla şekilde çeşitliliğini korumuş. Bu çeşitlilik korunduğu için güvenlik seviyesi de en üstte. Güvenle seyahat edebilirsiniz..

Güvenlik demişken, tamamen olmasa da kenarından ilişki bir konu olarak “yasak”lardan bahsetmeden geçemeyiz. Zira Singapur, dünyada şu cümle ile tanınıyor: “Singapore is a fine city”. Yani, Singapur aslında güzelliğinin yanında yasakların şehridir. Ama güvenlik seviyesi çok yüksek olduğundan mıdır nedir yasakladıkları şeyler bizim Orta Doğu ülkelerine göre o kadar masum ki.. 

Örneğin sokakta sakız çiğnemek yasak; cezası 500 Singapur doları. Hatta çiğnemeyi bırakın satması bile yasak! Diğer yasaklardan bazıları: sokağa çöp atmak, tükürmek, yay geçitleri dışında bir yerden karşıdan karşıya geçmek, köprünün altından bisiklet ile geçmek, kırmızı ışıkta geçmek, toplum içinde sarılmak, taksi bekleme noktaları dışında taksi durdurmaya çalışmak, sokakta belirlenmiş alanlar dışında sigara içmek… Durum böyle olunca insan ister istemez yaptığı her hareketi iki kere düşünmek zorunda kalıyor.


Singapur ile ilgili göz çarpan diğer bir nokta ise klima kullanımı. Açık hava dışında TÜM yerlerde klima mevcut ve insanı feci derecede hasta edebilecek kadar yüksek bir kullanım seviyesi var. Tamam, ada küçük ama insan, bu elektrik değirmeninin suyu nereden geliyor diye merak etmiyor değil. Sanki tüm ada bir soğutucunun üzerine oturtulmuş gibi. Dışarıda +40C sıcaklıktan bunalıp kendinizi attığınız herhangi bir kapalı mekanda, araçta maruz kaldığınız sıcaklık – abartısız- neredeyse sıfırın altında. Durum böyle olunca o inanılmaz soğuğu hissedince gözünüze ne kısa şortlar, ne parmak arası terlikler, ne de tril bluzlar hoş gözüküyor. Ekvatorun dibindeki güzelim ülkede kendinizi şömine karşısında battaniye altında içeceğiniz buharı tüten bir çorba hayaline kaptırıyorsunuz J


Çorbadan konu açılmışken Singapur’un mutfağından bahsedecek olursak da gene halkın çeşitliliği gibi ülkenin mutfağında da bir çeşitlilik görmek mümkün. Hem aldığı göçlerden hem de komşu olduğu ülkelerin etkisiyle Çin, Malay, Tayland ve Japon mutfaklarının etkileri çok büyük. Bu yanı sıra Batılı turistler için de İspanyol, İtalyan ve Meksika mutfaklarından yemekleri de bulabileceğiniz restoranlar bir hayli mevcut. Tüm Uzak Doğu ülkelerinde olduğu gibi Singapur’da da sokakta yemek pişirmek ve yemek adeti var. Hijyen konusu tabi ki restoranlara göre tartışılamaz ama diğer Uzak Doğu ülkelerine görece iyi durumda.

                                       


Yemeklere ek olarak Singapur’un öne çıkan diğer bir özelliği de tropik meyvelerden yapılan meyve suları. Daha önce belki de ismini hiç duymadığınız bir sürü tropik meyve var. Pek çok yerde bizdeki dondurmacılar gibi meyve sucular bulmanız mümkün. İstediğiniz sayıda ve çeşitte meyveyi karıştırarak çok değişik meyve suları tatmak mümkün. Hatta ne yalan söyleyeyim, ekvator sıcağıyla en iyi giden şey bu serin ve bazen mayhoş bazen tatlı, özetle tadı piyango olan meyve suları!


Henüz burada paylaşmaya sıra gelmeyen Uzak doğu ülkeleri seyahatlerimi göz önüne aldığımda Singapur uzak doğu kültürü üzerine inşa edilmiş küçük bir Avrupa  ülkesi gibi diyebiliriz (hatta İngiltere alınmazsa, çekinmeden uzak doğu esintili İngiltere gibi de diyebiliriz). Güvenliği, güzelliği ve doğallığı ile Uzak Doğu’da görülmesi tavsiyeye değer bir ülke.

 

Share This: