Bucketlist

Dünyada görülmeyi bekleyen bir sürü yer var, bunu düşünmek bile insana heyecan vermiyor mu? :)

Evet, bana oldukça heyecan veriyor ve bir bucket list yapılmayı hakediyor..

1. KYOTO

Listemin başında tabi ki Japonya var :) Floransa baş tacı, ama Japonya gönlümün en güzel köşesinde duruyor.

Tokyo çok güzel bir şehir. Japonya’yla görece yumuşak bir tanışma için en uygun şehir belki de. Ama ben biraz daha eski Japonya’yı görmek, daha çok kültür şoku yaşamak istiyorum sanırım. Kyoto, imparatorluk zamanında Japonya’nın başkentiymiş. Çok deprem, çok yangın görmüş, savaştan çok etkilenmiş ama; hala görülebilecek bini aşkın tapınak, imparatorluk ailesine ait alanlar ve Japon bahçeleri var. Ayrıca bu yerlerden bazıları UNESCO’nun Dünya Kültür Mirasları listesinde yer alıyor. Bir de, en çok görmek istediğim bamboo ormanı var tabi ki :) Kyoto’yu merak etmek için o kadar çok neden var ki!

2. SİCİLYA ADASI

Yaklaşık 3 sene önce İtalyan Kültürü’ne devam ederken Taormina’da bir dil okulu için dil bursu kazanmıştım ama işe yeni girdiğim için maalesef gidememiştim. Goethe’nin öve öve bitiremediği Taormina’yı o gün bugündür merak ederim. E bir de Etna var, Palermo’daki Cappuccini Mumya Müzesi, Pompei..

Artık THY’nin Katanya’ya direkt uçuşu da var. Sadece zaman ve para ayarlamak kalmış geriye.. :)

3. SAN FRANCISCO

Bazen bir kitabın kapağını görürüm ve o kitabı mutlaka okuma isteği oluşur (böyle değişik huylarım var). San Francisco da bana böle bir his veriyor. Amerika’yı hiçbir zaman merak etmedim, önümüzdeki uzun yıllar boyunca da merak edeceğimi sanmıyorum; sadece San Francisco’dan bana “bir defa da olsa gel bir beni gör” mesajı geliyor, nedendir bilmem. :) İleride bir gün, kırmızı Golden Bridge‘den bisikletle geçmek ve Cheesecake Factory’de pasta yemek  isterim. :)

4. VİYANA

“Viyana” kelimesini okuyunca zihnimde kasvetli, koyu renkli ve yağmurlu bir şehir canlanıyor. Heybetli binalarını, mesafeli havasını merak ediyorum. ama en çok da klasik müziğin cenneti olduğu için görmek ve mutlaka Viyana’da bir kez klasik müzik konserine gitmek istiyorum.

5. SANTORINI

Denize doğru inen beyaz evleriyle çok çekici değil mi? Belki yazlarımızı hep Ege’de geçirdiğimiz için kıyının karşısını da merak ediyorum, bilemiyorum ama bir gün mutlaka Santorini ve Oia yerleşim yerini görmek istiyorum.

Share This:

Hızlı bir Singapur turu için 5 kısa öneri

Üzerinden bir kısım zaman geçtikten sonra gittiğim ülke hakkında yazı yazmaya kalkışınca ister istemez fotoğraflarla, biriktirdiğim şeylerle anılarımı geri getirmeye çalışıyorum. E durum böyle olunca da eğer güzel vakit geçirdiğim bir ülkeyse bir anda içime özlem doluyor, kıpır kıpır oluyorum. Singapur da öyle bir yer benim için…

Ufacık da olsa Singapur’da gezindikten sonra bu güzel ülke için hazırladığım yazıları gene 5 maddelik öneri listemle tamamlamak istiyorum. Genel izlenimlerimi burada bulabilirsiniz. Ben çok da uzun olmayan, hatta görece kısa süren Singapur seyahatimde çok verimli vakit geçirmiştim ve eğlenceli, bol kültürlü ve değişik şeyleri deneyimlediğim anılarla dönmüştüm.. Öncesinde yaptığım araştırma ve kısacık gezimde edindiğim anılar sayesinde Singapur’u tanımak için yapılabilecek, hatta belki de bir güne bile sığdırılabilecek kadar temel bir beşli sunuyorum.

1.  Denemeden dönmek yok: Chilli Crab ve Singapur Sling

Tamam, bir Merlion herkeli değil ama internette araştırma yaparkan bu ikili o kadar çok karşıma çıktı ki, denemeden gelseydim pişman olurdum.

Brandy, gin, baharatlı likör ve meyve sularından oluşan bu pembe kokteyl 1936 yılında ilk olarak Raffles Hotel‘de barmen Ngiam Tong Boon tarafından hazırlanmış. O anda bir müşterinin istediği bu kokteyli bir kağıda hızlıca karalaması ve Ngiam Tong Boon’un da tüm tariflerini sakladığı tarifler defterine not etmemesi nedeniyle kokteylin tam anlamıyla tarifi günümüze kayıtlı olarak gelememiş. O dönemde çalışan barmenlerden kalan notlar ve sözel olarak aktarılanlar neticesinde tam anlamıyla yaratıldığı andaki Sling’i maalesef bulmamız biraz zormuş. Öyle ki, artık ilk yapıldığı yer olan Raffles Hotel’de bile tam olarak hazırlanamıyormuş. Olsun, sonuçta bir gurme değiliz, tadını çıkarmaya bakalım.. :)

Bu yüzden ben de dedim ki Singapur Sling’i iki farklı restoranda deneyip tatların ortalamasını alayım. :) Güzelmiş, hoşmuş, beğendik. Biraz keskin bir tat sevenler için çok çekici değil, ama en nihayetinde Clarke Quay‘de şöyle nehre doğru püfür püfür (klimanın altında tabi ki :)) bir sling patlatmak fikri kulağa her zaman güzel geliyor! Rengi itibariyle başta kadınları hedeflemiş bir kokteyl olsa da tadıyla günümüzde herkese hitap ediyor.

Singapur sling

Gelelim şehrin neredeyse bir diğer ikonundan biri olan baharatlı yengece…

Maalesef bu tat da, zamanla Singapur Sling gibi ufak da olsa değişime uğramış. Temel tarifine göre; kızartılmış yengecin üzerine tatlı, ekşi, acı domates sos dökülmesiye hazırlanıyor. Sosunun içine konulan ilave malzemeler ve kızartma şekline göre restorandan restorana farklılık gösterebiliyor. Acı eşiğinize göre az, orta veya çok acı olarak da hazırlatabilirsiniz. Ben riske girmeyip orta istemiştim ama beklediğimin altında bir acıyla karşılaştım diyebilirim. Ama genelini düşündüğümde memnun kaldım. Sonuçta yengecin her türünü severiz :)

Bol zamanım olmadığı için açıkçası en güzel yengeç nerede yenir, aman oraya mutlaka gideyim gibi bir çabam olamadı maalesef. Daha ziyade Çin Mahallesi‘ni gezerken, akşam yemeği için (duvardaki yazıya göre) tripadvisor’da bahsedilmiş bir restorana rastladık. – İsmini maalesef hatırlayamıyorum, fotoğrafını da çekmemişim saf gibi ama zaman içerisinde bir şekilde bir yerden yakalar da ismini bulabilirsem mutlaka yazıya ekleme yapacağım. – Madem öyle şu meşhur yengeci burada tadalım dedik, bir de yanına Singapur Sling söyledik; masayı yerel tadlarla donattılar, tadından yenmez bir tecrübe oldu. :)

Lotus ve kalamar :)

Lotus ve kalamar :)

spaghetti ve chilli crab

Spaghetti ve Chilli crab

Fark ettim ki Uzakdoğu’ya gittiğinde Türk insanı iki farklı eğilim gösteriyor; yemeklerin farklılığı karşısında korkup harıl harıl türk, özbek, yunan restorantları arayanlar ya da o kadar yol gelmişken değişik tecrübeler edinmek, tadlar tatmak için bilimum egzotik restoran arayışında olanlar. Evet, yemeklerin yapılışı ve bazen kullandıkları malzemelerdeki yağlar yüzünden değişik ve belki sizi iten bir kokuyla karşılabiliyorsunuz ama benim tavsiyem ne olursa olsun mutlaka temiz bir restoran bulup yerel yiyecekleri denemek gerektiği. Yoksa örneğin, Ankara’da lotus kökünü nerede yiyebilir ya da taze toplanmış ve sıkılmış tropik meyve suyunu nerede içebiliriz?..

2. Hem serin, hem kültürel bir gezinti: River Cruise

Singapur’u baştan sona tanımak ve görmek için harika bir fırsat. Hem nehrin üzerinde püfür püfür etrafı seyredip hem de o anda gördüğünüz yerler hakkında bilgi almak istemez miydiniz? River Cruise‘un en beğendiğim özelliği işte tam da buydu. Turistler için hazırlanmış bir rehber kaydı var, siz o anda hangi noktadan geçiyorsanız oradaki bölgenin, heykelin, köprünün, anlatılacak bir hikayesi olan her ne varsa size çok eğlenceli ve bilgilendirci bir şekilde anlatıyor. Böylece aman elimdeki kitaçıktan okuyayım, dur şuranın adı neydi bir bakayım diye kasılmadan hem görüyor hem dinliyor hem de hiçbir şey kaçırmamış oluyorsunuz. Ben gündüz bindiğim için hem gidebildiğim hem gidemediğim, tüm önemli noktaları nehirde gezerek eksik bilgilerimi tamamlamış oldum, ama eminim ışıkların ve gece hayatının oluşturacağı manzara için bir de gece gezintisini tecrübe etmekte fayda var. :)

IMG_2505       IMG_2522

3. Beş çayınızı Singapur Flyer’da okyanusa manzarasına karşı için!

İngiltere’deki meşhur London Eye‘a kardeş olan Singapur Flyer için dünyanın en yüksek kapsüllü gözlem yerlerinden biri diyebiliriz. Yaklaşık 30 dk süren yolculukta, kapalı bir kapsül içerisinde Singapur’u, okyanusu, limanı, ünlü Marina Bay’i gökyüzünden görmüş oluyorsunuz. İşin güzel tarafı London Eye kadar kalabalık olmaması :) London Eye için epeyce süre sırada beklediğimi hatırlıyorum ama Singapur Flyer’da çok çok özel bir durum oluşmadığı sürece böyle bir şey söz konusu değil. Maalesef her yerde küçük bir İngilteremsi durumlar söz konusu olduğu için buna sebep London Eye’dan sonra pek de ilginç gelmeyecek olmasıdır, kim bilir…

İşin güzel tarafı, Flyer’ı sadece normal turist gibi diğer insanlarla kapsülün içinde Singapur’u izlemek dışında özel organizasyonlar için de tercih edebilirsiniz. Örneğin arkadaşlarınızla akşamüstü çayınızı sadece size özel kapsülün içinde içebilirsiniz, ya da sevgilinizle romantik bir akşam yemeğini gece manzarasına karşı yiyebilirsiniz; hatta belki evlenme teklifi edecekseniz de bu romantik kapsülü seçenekleriniz arasına koyabilirsiniz (evet garantili!). Normaldan biraz daha fazla ücret ödeyerek ve en az 1 gün önceden rezervasyon yaptırarak değişik ve zevkli bir anı oluşturabilirsiniz. Seçenekleri ve koşulları resmi internet adresinden inceleyebilirsiniz: http://www.singaporeflyer.com

IMG_2474

Singapur Flyer kapsülü

IMG_2466

Bu da Singapur’un TOKİ’si.. :)

IMG_2468

4. Marina Bay mutlaka görülmeli

Bataklıkların kurutulup denizin doldurulmasıyla oluşturulan ve günümüzde ülkenin en popüler noktası olan Marina Bay’de ünlü “merlion” heykelini, dünyanın en pahalı otellerinden biri olan Marina Bay Sands‘i, uzaktan da olsa Singapur Flyer’ı, deniz üzerine inşa edilmiş spor ve konser sahası Floating Stadium‘u görebilirsiniz. Sonra da belki akşam yemeği için her türlü dünya mutfağını sunan sayısız restoranın bulunduğu Clarke Quay’ye geçebilirsiniz.

IMG_2527

5. Ulusal Botanik ve Orkide Bahçelerinde doğanın belki de hiç görmediğiniz bitkileriyle tanışabilirisiniz

Singapur’un olmazsa olmazı botanik bahçeleri.. Sıcak ve nemli iklimiyle, özenle korunmuş ve çoğaltılmış binlerce çeşit bitkisiyle gerçekten büyüleyici ve başka bir yerde yaşanamayacak kadar güzel bir tecrübe. Mutlaka ama mutlaka ziyaret edilmeli. Benim ulusal botanik bahçesi ve favorim orkide bahçesini gezerken yaptığım gözlemlerime buradan erişebilirsiniz.

IMG_2379

Share This: