Sorgu

Uzun zaman oldu yazmayalı. Yazdım mı her kelimesi içime sinsin diye uğraşırken, kendimi yazmak için kendi şevkimi zedelerken buldum. Ama bu pencere benimse eğer, sadece güzel manzaralar beklemek yerine karanlık gecelere, gözünü kamaştıran, görüntüyü bozan yoğun ışık hüzmelerine de hazır olmak gerekir.. :)
Bu aralar kafam oldukça dolu. Yaptıklarım, yapmak istediklerim, olanaklarım, bir yandan akıp giden hayat, kaçırdıklarım, kaçırmak istemediklerim, doyasıya yaşamak istediklerim derken içinden çıkamadığım bir buhranın içindeyim. Bilmiyorum neden ama düz ve sade düşünmek varken hep girdapların, virajların içinden geçiriyorum kendimi. Belki o virajların sonunda varacağım yeri görünce daha fazla mutlu olacağımı sanıyorum, bilemiyorum. Hissediyorum ki; şu anda o virajların birindeyim ve döne döne, hızıma dikkat ede ede dağdan denize iniyorum. Karşılaşacağım manzarayı bekliyorum.
Belki hayatın psikolojik yoğunluğu belki kendime fazla yüklenmem- 30 yaşına geldim hala anlayamadım neden- ara ara beni çeşitli buhranlara sokuyor. Ve bu buhranlardan sonu da genelde ya bir yazı ile, ya yeni bir proje ya da kendime koyduğum yeni bir hedef ile sonlanıyor. En azından sonunda verimi yakalıyorum.. :)
Sanırım bu bayram tatilinde bolca yaptığım sohbetler arasında yakaladığım, içimde yoğurduğum ve bir türlü şekle sokamadığım düşünceler, hayal kırıklıkları, üzüntüler ve planlar neticesinde böyle bir ruh haline girdim.
Önce toplumu düşündüm, insanların bilinçsizce sürüklendikleri beklentiler denizini, bu sürüklenişte kaybettiklerini ve daha da kaybedecekleri şeyleri düşündüm. Beklentiler denizini maddesel şeyler oluşturuyor; ev, araba, mal, mülk, para vs. Bu uğurda kaybolan manevi değerlerin, arkadaşlıkların, akrabalıkların yerine acaba bir 5-10 sene sonra ne gelecek çok merak ediyorum. Etrafımızda sohbet edilecek bir sürü güzel insan, yakınımızda keşfedilecek bir sürü şehir, ülke varken neden daha fazla bireyselleşmeye çalışıyoruz; evler, arabalar alıp, sürekli paradan konuşuyoruz? Komşulukları, akrabalıkları zedeliyoruz? Ne zamandan beri pazar kahvaltılarını evde ailemizle birlikte huzur kokan güzel bir sofra ile yapmak yerine dışarıda yapmaya başladık? Tam olarak ne oldu da maneviyatın içini boşaltıp dışıyla, maddesiyle ilgilenmeye başladık? Toplum adına bu sorulara bir cevap bulamıyorum ama endişelendiğim bir şey var ki; o da, oh evimin önü asfalt oldu, ülke ekonomisi sayısal verilere dayanarak gerilemedi diyerek sorgu ve düşünme/yorumlama yeteneğimizi sonsuza dek kaybedebilecek olmamız.
Peki genelden özele geldiğimde ne oldu? Ailemi, bireysel geçmişimi ve geleceğimi düşündüm. Aileme binlerce kez şükür beni hep incelikle, ilgiyle, üzerime titreyerek büyüttüler. Bana kibarlığı, her şeye karşı sevgi ve saygıyı, düşünceli olmayı, insanları hep “önce dinlemeyi” öğrettiler. Ne kadar şanslıyım ki bir de bana paralel bir şekilde yetişmiş, içinde sonsuz sevgi ve şefkat barındıran bir ruh eşi buldum kendime. Artık bu değerler toplumda o kadar yalnız kalmış ki bıraktım mevcut aile maneviyatını korumayı kendi çocuklarıma bu maneviyatı nasıl hazırlayıp bir de koruyacağım diye endişeleniyorum. Ailenin dışındaki halkalar genişledikçe değişik ahlak ve anlayışlar tanıdıkça sanki kreşte toplumun küçük bir örneğiyle tanışıp afallayan 5 yaşında bir çocuk gibi hissediyorum kendimi; hayatı sıfırdan öğrenmeye çalışıyorum her seferinde. 
Kısacası ufacık bir gelecek ön izlemesi yaptım kendi kendime ve öyle bir kayboldum ki içinde umarım bu aldığım son virajdır…
Keşke insanlar yeni güne, ceplerini para ile doldurmayı amaçlamak yerine manevi dünyalarını nasıl geliştirebilirim diye düşünerek uyansalar. Ankara’da “yazın bile kayak” yapabileceğimizi söyleyen site konut projelerinin reklamları, para için kişiliğinden taviz vermeni bekleyen pozisyonlar ve daha da kötüsü bu pozisyonlara alınmak için kendini paralayan insanlar, üretmeyi değil sadece tüketmeyi amaçlayan satış ve yönetim politikaları, merak etmeyen ve sorgulamayan insanlar, saygısız ve sabırsız trafik… Nasıl da uzun bir liste bu beni darlayan! Ne olurdu ahlakımız, birbirine saygımız, biraz da olsa var olduğuna inandığım kibarlığımız, para beklentisiz yaptığımız iyilikler yok olmasaydı?..
Biraz durup nefes almaya, kendimize dönmeye, becerebiliyorsak olduğumuz yeri sorgulamaya ama en önemlisi inceliğe ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Umarım bugünden güzel ve ilerlemiş bir gelecek bekliyordur bizi ve çocuklarımızı…

Share This:

Hamamönü

Hamamönü, Ankara, Eylül 2015

Hamamönü, Ankara, Eylül 2015

Share This: