Anne olunca anladım

Ekin’in 10. ayı dolmak üzere. Hatta 2017 bitmek üzere. Çok hızlı geçen bir yıl oldu, bazen hangi günde olduğumuzu hatırlayamadım, bazen ne ara hafta sonuna geldik fark edemediğim bir 10 ay oldu. Hatırlamaya değer çok çıkarım oldu. Bu tarz konularla ilgili yeni anneler tarafından sürekli yeni kitaplar çıkıyor. Aslında herkesin yaşadığı, duyduğu aynı. Bu kitapları okuyoruz, gülüyoruz, evet bana da aynısı olmuştu diyoruz ama neden hala aynı şeyleri yaşamaya devam ediyoruz?

1. Doğumdan sonra görüştüğüm çoğu kişi merhabadan sonra “normal mi sezaryen mı oldu” diye sordu. Neden ilk soru nasılsın değil de bu soru? Doğum şekli anne bebek dışında kimsenin üzerine konuşabileceği bir konu değil. Evet normal doğumlar çoğalsa, keyfi sezaryenler azalsa, keşkesiz, travmasız olsa her şey ama bazen bazı koşullar anne ya da bebeği sezaryen istemeye yönlendirebilir. Eleştirilmemeli. Aynı şekilde normal doğum yapan da savaş kahramanı addedilip, göğe yükseltilmemeli.

2. Anne sütü vs mama… Bu konunun bu kadar hassas olabileceğini doktor “bu ay bir mama deneyelim” diyene kadar hiç düşünmemiştim. Ekin’in emmeyi sevmesine, sütümün yeterli olmasına rağmen yavaş kilo alımı gösterinde doktor mama teklif etmişti. O an hissettiğim yetersizliği tarif etmek imkansız. Sadece seni bilen, sana güvenen, senden beslenen minik bir canlıya yetemiyormuşsun gibi geliyor. Ekin mamayı sevmedi ve hiçbir şekilde almadı o yüzden anne sütüne devam. Emzirmek çok doğal bir süreç ama o da doğum gibi bazen elde olmayan sebeplerden dolayı son bulabilir. Bence bu,  doğumdan sonra anne için en hassas (özellikle emzirmek isteyen anneler için) konu. Yoruma kapalı olmalı.

3. Her bebek ayrıdır. Her bünye, her karakter, her insan ayrıdır. İnsanları doğal mizaçları ile karşılaştırmıyorken neden bebekleri kıyas içerisine sokarız? Aslında onlar da minik bir insan, kendilerine has karakter ve özellikleriyle. Bunu gerçek anlamda idrak edebilmem oldukça fazla süre aldı. Ekin güzel yiyor, anne sütünü alıyor ama çok hareketli, algısı, çevreye ilgisi oldukça fazla (uykuya dalamayacak kadar) ve metabolizması çok hızlı :)  Böyle olunca en başından beri boy ve baş gelişimleri oldukça iyiyken kilo alımı o referans alınan meşhur persentil tablosunda en alt grafikte seyrediyor. Bu durum, 3. aydan itibaren etkisi giderek azalsa da içimde hep bana yetersizliğimi hatırlatan bir konu olarak devam etti. Ne zaman ki Ekin ek gıdaya başladı (anne sütü; yani benim etkim azaldı), emekledi (daha karbonhidratlı şeyler yemeye başladı) ve çevreye ilgisi arttı (enerji açığından yeme miktarı arttı) o zaman gördüm ki boşuna üzülmüşüm, çünkü kilo alım grafiğinde hiçbir değişiklik olmadı. Suçu kendimde aramakla hata etmişim aylardır. Hatta suçlu yokmuş; Ekin’in yapısı böyleymiş.

4. Doğru doktora danışmak önemliymiş ve tecrübeli demek doktoru her zaman doğru yapmazmış. Hamileyken doğum tercihlerimde bana saygı duyacak, keyfi sezaryen yapmayacak, tecrübeli ve en önemlisi beni ruhen duyabilecek bir doktor arayışındaydım. Neyse ki çok kısa sürede şimdi sevgiyle andığım DrYeşim Gürel‘i bulmuştum. Çocuk doktorunda ise bu arayış bir hüsranla başladı. Yaşının ileri olması tecrübeli olduğunu gösterir diyerek gittiğimiz ilk doktoru, (sütüm olduğu, emzirmek istediğim ve Ekin de emmek istediği halde) mama sevdalısı olunca, haftada bir kilo kontrolüne çağırıp ailede ve özellikle bende tartı fobisi oluşturunca, bir de üzerine duruma üzülüyorum diye beni gözlerini pörtleterek tersleyince 3. ayda kendisine danışmayı bıraktık. Onun yerine temelde ihtiyacım olan manevi desteği sağlayan, Ekin’i anlamaya çalışarak bizleri yönlendiren ve şu an kendisine danışmaktan çok memnun olduğumuz Dr. Memnune Aladağ‘a gitmeye başladık. Eminim ki bu değişim öncelikle bende ve dolaylı olarak Ekin’de pozitif olarak etki gösterdi. Özellikle yeni doğan döneminde anne ve bebek bir bütün olduğundan, annenin duyguları ve istekleri asla gözardı edilmemeli ve etrafında bu düşünceye uymayan insanlar varsa uzaklaştırılmalı.

5. Annelik hep bir şeylerden pişmanlık duymakmış. Hep onun iyiliğini istemekmiş (işte bu nokta kendi annemize hak verdiğimiz nokta), daha iyi olması için zamanı geri alıp her anı düzeltmek istemekmiş. Uyku saati kaçtığında keşke o çayı içmeden kalksaydım diye pişmanlık, burnu aktığında keşke kapüşonunu geçirseydim diye pişmanlık, gibi, gibi…

6. Her ne kadar çevrende bir sürü insan olsa da annelik yolculuğunda her zaman dümen sende. Tabi ki çevrenin ve eşin yardımları yadsınamaz ama bebekle anne arasındaki bağ sadece annenin ve bebeğin geliştirebileceği bir ilişki. Rotanı da sen çizmelisin, yol şartlarını da sen araştırmalısın, rotadan çıkarsan gene sen dümeni doğrultmalısın… Yeni bir kimlik ve gerçekten zor bi yol.

Share This:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>