Cafe Tango//Şirin Pancaroğlu~Bora Uymaz

Adsız

Bu sabah güne harika albüm keşfederek başladım. Flüt-gitar için değişik parçalar ararken, arkadaşımın tavsiyesiyle dinlediğim Cafe Tango albümü o kadar zengin ve o kadar sade ki. Alıştığımız tango kalıbını değişik enstrümanlarla o kadar farklı ve arşivlik bir yere götürmüşler ki, gerçek anlamda çok lezzetli bir kayıt olmuş.

Albümde, bildiğimiz Türk ve Arjantin tangolarının, tango kalıbı içinde çok alışık olmadığımız enstrüman ve  formlarda yorumlarıyla birlikte yeni besteler de yer alıyor. Dünyaca ünlü değerli arp sanatçımız Şirin Pancaroğlu‘nun enstrümanından çıkan zarif tınılara, gitarda dünyaca ünlü gitarist Ricardo Moyano, bandoneoncu Carlos Gustavo Battistessa, usta kontrbasçı Volkan Topakoğlu ve vokalde Bora Uymaz eşlik ediyor. Tüm eserlerde o kadar orijinal ve kararında yorumlar var ki; bazen kendinizi Arjantin sokaklarında, bazen bir oda konserinde buluyor, bazen de Bora Uymaz’ın yorumuyla sanki Türk Sanat Müziği tadı alıyorsunuz. Ben o kadar beğendim ki!

Hepsi çok güzel ama tekrar tekrar dinlediğim iki parçayı paylaşıyorum. Umarım böyle güzel sanatçılar ve albümler artar ve daha fazla kişiye ulaşır.

Gardel’e Tango

Ben Hep Seni Düşünürüm

Share This:

Parade’s End

Sherlock ile başlayan Benedict Cumberbatch hayranlığıyla keşfettiğimiz ve toplamda 5 bölüm-1 sezondan oluşan bu mini TV dizisi 2013 yılında gösterilmiş. Konusu kısaca; çok tutucu bir İngiliz olan Christopher Tietjens‘in 1. Dünya Savaşı sırasında karısı Sylvia ve oy hakkı isteyen kadın topluluklarındaki genç Ms. Wannop ile arasındaki aşk üçgenini anlatıyor.

Biraz konunun geçtiği dönemin ve kullanılan dilin ağdası nedeniyle zaman zaman gidişat ve konunun ele alınışı ağırlaşsa da genel anlamda izlemesi keyifli bir diziydi. Özellikle dönem dizilerini sevenlere oldukça hitap edecektir. IMDB’den de 7,8 aldığını da belirtelim.

Parade’s End trailer için;

Ve tabi ki çok da güzel müzikleri var. En sevdiğim iki tanesini paylaşıyorum…

Share This:

BSO-Eski Dünyadan Konseri

Geçtiğimiz haftasonu Bilkent Senfoni Orkestrası‘nın Eski Dünyadan adlı konserine gittik. Yoğun iş hayatının arasında kısacık molalarla insanın ruhunu beslemesi güzel oluyor. Hele özellikle böyle güzel icralara denk geliyorsanız iki saatlik sürede adeta ruhunuz besleniyor, yenileniyor.

Son dönemde oldukça sıkı takip ettiğimiz ve katıldığımız BSO konserlerinde bu sefer keman solisti ve orkestra şefi Guy Braunstein ve flüt sanatçısı Gili Schwarzman yer aldı. Açıkçası bu konsere bilet alırken solistlerden birinin flüt olması ve genel programın zenginliği kararımı etkilemişti. Fakat solistlerin yorumlarının tadı da eklenince gerçekten çok keyifli bir konser oldu. Sayfamda paylaşmadan edemedim.

Birinci bölümde, ilk olarak Guy Braunstein solistliği ve şefliğinde Beethoven’ın keman için bestelediği 2. numaralı Fa Majör Romans’ını dinledik. Başarılı bir müzik hayatı olan Tel Aviv doğumlu sanatçı, eser boyunca notaları çok zarif bir şekilde icra etti. Tabi ki bunda sanatçının 1679 yılı Francesco Roggieri yapımı bir kemanı çalmasının da etkisi vardır diye düşünüyorum. Ama daha ilk notadan dinleyici kavrayan bir tonu vardı. Orkestranın tecrübesinin üzerine solistin bir de kadife gibi kulak okşayan tonu eklenince tadından yenmez bir yorum ortaya çıktı.

Akabinde sahneye flüt sanatçısı Gili Schwarzman geldi ve gene orkestraya Guy Braunstein şeflik etti. Önce Tchaikovsky’den Lenski’nin Aryası’nı ve ardından da F. Poulenc Op.93 No:2 Flüt Sonatı’nı dinledik. Açıkçası en çok flüt sonatını merakla bekledim. Jean-Pierre Rampal için bestelenen bu eserde, hem teknik açıdan zor pasajlar hem de bir anda kalbe dokunan cantabile cümleler olduğundan hem teknik hem de yorum açısından bir miktar zor bir eser. Eser içerisinde birbirine bağlı devinimler yer alıyor. Belki solistin sonoritede geride kaldığı yerler olsa da genel olarak kulak tazeleyen bir performans olduğunu söyleyebilirim.

İlk yarı bu şekilde flüt ve kemanın solist olduğu eserlere ayrılmışken, ikinci yarıda ise Bilkent Senfoni Orkestrası’nın deneyimli sanatçılarından Dvorak‘ın 9 numaralı Mi Minör Senfonisi’ni dinledik. Diğer bir ismi “Yeni Dünyadan” olan senfoniyi Dvorak Amerika’da bulunduğu sürede yazmış, dolayısıyla Kızılderili müziklerinden ve o dönemden etkilenerek bestelemiş. Dört bölümde oluşan senfonide yer yer pastoral hisler yer yer çok sert notalar duymak mümkün. Hem melodisi hem de sanıyorum ki ismindeki anlamdan dolayı Neil Armstrong aya yolculuğunda bu senfoniyi dinlemiş. En çok tanınan bölümü 4. bölümüyken benim favorim özellikle 2. bölüm; Largo. Tabi ki gene şefliğini Guy Braunstein’ın yaptığını söylemeye gerek yok. Burada görmüş olduk ki, keman solistliğinde gösterdiği usta yorumu ayı şekilde orkestra yönetirken de bizlere aktarabiliyor. Eser zaten parlamaya çok müsait ama sanatçının yerinde vurguları ve ufak nüanslarıyla daha da ortaya çıkmış diyebiliriz. Bu senfoniyi de mini playlistime eklemekte fayda var!

Özetle yinelemek gerekirse gerek sanatçıların yorumları gerek repertuvarın cazibesi kulaklarımızın pasını alarak bizlere çok güzel bir cumartesi akşamı yaşattı. Tüm sanatçılara emekleri için teşekkürler.

Bu konserin repertuvarındaki eserleri dinlemek için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz:

F. Poulenc – L. Berkeley Flüt Sonatı, Op.93 No.2

 

A. Dvorak Senfoni No.9, Mi minör, Op.95 “Yeni Dünyadan”

 

L. van Beethoven Romans No.2, Fa majör, Op.50

Share This:

In Bruges

In Bruges filmiyle tanıdım bu güzel şehri. Ve galiba tüm dünya benimle aynı anda izledi ki son dönemde bir anda çok popüler oldu Brüj. Orta çağdan dokusunu koruyarak günümüze gelebilen nadir kentlerden biriymiş, umarım kısa zamanda görüp burada paylaşabilirim.

In Bruges filmi değişik bir kurguya sahip, hem de aynı zamanda çok güzel mekanlarda çekilmiş. Bir de altında fon müziği var ki, tadından yenmez. Sanırım en sevdiğim soundtracklerden biri haline geldi. Filmin müzik albümünden en sevdiğim kısmın gitar düzenlemesi:

 

 

Share This: