Brüj İçin 5 Tavsiye

Kısa Brüj seyahatimizi ve bizde bıraktığı etkileri bu yazımda kısaca anlatmıştım. Günübirlik ya da kalmalı, nasıl olursa olsun, Brüj’e gittiğinizde yapılabileceklerin en özet ve zevkli 5 maddesi de şu şekilde sıralanabilir:

1. Kanal turu

Günübirlik de, kalmalı da gelseniz, şehrin içinden geçen kanalı boydan boya geçmek yapılabilecek en güzel şeylerden biri. Kişi başı 10 euroyu geçmeyen ücretiyle hem şehri ayrıntılarıyla keşfetmeden önce uzaktan izleyebilir hem de kaptanın anlatımıyla önemli binalar ve noktalar hakkında rehber bilgiler öğrenebilirsiniz. Yarım saatlik bu turda Brüj’ün otantik evlerini, sıcacık kafelerini, rastlayabilirseniz yerel insanlarını görebilirsiniz.

Brugge Canal Cruise

Brugge Canal Cruise

2. Brüj’ün maskotu Fidel

Şehrin en güzel ve en doğal sembollerinden birisi de Fidel. Şundan eminiz ki, Brüj’e gelip de Fidel’in fotoğrafını çekmeden giden yoktur. Aslında Fidel, In Brugge filminde de gözüküyor ama bizim gibi kendisinden bi haber şekilde izlerseniz çok sonradan farkına varabiliyorsunuz. Kendisi tam olarak şu noktada yer alıyor. Yastığına başını koyup kanaldan geçenleri izliyor, Brüj’ün güzel havasını kokluyor :)

Dünyanın en popüler köpeklerinden biri olan Fidel için sayısız internet makalesi ve fotoğrafı var. Kendisi de bu ilgiden memnun ve o kadar doygun ki sadece kendini sergilemek onun için yeterli gözüküyor.

Fidel :)

Fidel :)

IMG_3732

3. Bisiklet turu

Sanırım Brüj gezisinde en keyif aldığım şeylerden biri tüm gün şehri bisiklet ile dolaşmak oldu. Hem küçücük bir şehir olduğundan hem de trafikten eser olmadığından bir uçtan bir uca her yeri gezebilir, zevkli ve değişik bir gün geçirebilirsiniz. Hem de o kadar güzel, minik, seyirlik sokaklar var ki; bisikletiniz varsa hepsini tek gün içerisinde görme şansınız var.

Şehrin bir kaç yerinde bisiklet kiralayabileceğiniz yerler mevcut, biz otele yakınlığından dolayı istasyonun yanındaki bisiklet parkının altındaki yerden kiraladık. İsterseniz bir kaç saatlik, isterseniz tüm günlük kiralayabilirsiniz. Trafik olmasa bile hem yayalar hem de bisikletliler için ayrı bölümler oluşturulmuş. Zaten arabalar da bisikletlilere oldukça fazla saygılılar, Türkiye’den alışık olmadığımız kareler…

               IMG_3862 11222787_10153291926197675_2174768049615382442_n

4. Bira tadımı

Tabi ki yakınında bulunan Brüksel ve Amsterdam’dan mutfak anlamında etkilenmemesi mümkün olmadığından Brüj için de güzel biralar tadabileceğiniz bir yer desek herhalde yanlış olmaz.

Brüj’de şu anda çok eskiden beri aktif olan 2 tane bira fabrikası bulunmakta:  De Halve Maan and Fort Lapin. Tadım yapabileceğiniz bu fabrikalar size yeterli gelmezse, Bira Müzesi‘ni gezerek hem tarihi hem de çeşitleri hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Bunların haricinde akşam yemeği yiyebileceğiniz yerlerde yerel biralarını tadabilirsiniz.

IMG_3789

5. Rozenhoedkaai noktasında fotoğraf çektirmek

Bu nokta, Brüj’de en çok fotoğraf çektirilen yerlerden birisi. Masaüstü temalarında, seyahat sitelerinde Brüj denilince mutlaka görebileceğiniz bu noktada, hem kanalları, hem kuğuları, hem de tarihi binaları aynı perspektife sığdırabilirsiniz.

IMG_3781

Ayrıca gitmişken In Brugge filminin çekildiği oteli de ziyaret etmeden olmaz..

IMG_3785

Relais Bourgondisch Cruyce Hotel

Eğer orta çağdan, yürümekten, doğadan ve çikolatadan (:)) hoşlanıyorsanız Brüj’de ne kadar kalırsanız keyifli vakit geçirmeniz garanti!

IMG_3665

Share This:

Masal şehir Brugge

Ekim ayındaki bir haftalık tatilimizi çok verimli ve güzel geçirdiğimizi düşünüyorum. Aslında plan yapma ve kaynak ayırma konusunda (euro sağolsun) oldukça zorlansak da sonunda gerçekten de yaşanmaya değer, çok güzel hatıralar biriktirdiğimiz bir hafta geçirdik.

Özellikle In Brugge filmini izledikten sonra Brüj’e karşı duyduğum merak ve her iki yerin de övgülerle anlatılması planlamadaki karar sürecimizi sona yaklaştırdı; ve önce Brüj sonra Amsterdam olacak şekilde seyahatimizi planladık ve hemen biletlerimizi alıverdik… :)

Dönüşte kolaylık yaşamak için tatilimizin ilk yarısını Brüj’e ayırdık. Amsterdam Schipol Havaalanı‘na indikten sonra tren ile Brüj’e geçmek için önceden internet üzerinden biletlerimizi aldık. Bu siteden kalkış ve varış duraklarını seçerek pek çok saat seçeneğine göre tren bileti bulabilirsiniz. Sitede açıkça yazıyor mu bilemiyorum (ya da ülkemizde tren ulaşımı o kadar gelişmemiş ki çok cahil kalmışız) ama seyahatinize uygun bileti alırken ufak bir nüansa dikkat etmek gerekli. Seçtiğiniz yolculuk için farklı saatlerde iki tip tren var: Thalys ve Intercity. Thalys biraz daha pahalı ama hızlı olduğundan seyahat süresi daha kısa. Tam tersine Intercity ise daha ucuz ama daha fazla aktarmalı ve biraz daha uzun seyahat süresine sahip. Fakat Intercity’nin en önemli özelliği gün içerisinde belirtilen rota dahilinde istediğiniz saatte o rotadaki istediğiniz treni kullanabiliyorsunuz. Yani herhangi bir durakta treni kaçırdığınızda bir sonraki trene binebiliyorsunuz, Thalys’de böyle bir durum söz konusu değil. Özellikle tren öncesinde uçağınız ya da sarkabilecek bir planınız varsa kesinlikle Intercity treni tercih etmekte fayda var. Uçağımızın 3 saat rötarla kalkışı ve 1 saatlik bagaj beklememiz sonucunda binmeyi planladığımız treni kaçırdık. Ama neyse ki biletlerimiz Intercity olduğundan yaklaşık 3 saat sonraki trene binip yolumuza koyulduk. Bu bilet ile şöyle bir rota izleniyor: Amsterdam Schipol – Rotterdam – Antwerp – Ghent – Brugge.  E tabi, durak ve tren değiştire değiştire Brüj’e ulaştığımızda artık istasyondaki tabloları ve telefon uygulamasını çözmeyi öğrenmiştik.. :)

Rotterdam Train Station

Rotterdam Tren İstasyonu

Brüj’de kaldığımız otel Ibis Budget Brugge Centrum Station, Brüj tren istasyonunun hemen yanındaydı. Brüj zaten küçük bir yer olduğu için merkeze mesafenin sorun oluşturmayacağını düşündük ve dönüşte kolaylık yaşamak açısından istasyona yakınlığından bu oteli tercih ettik. Odanın küçüklüğü ve tasarımı, kullanımdaki verimi oldukça düşürmüş ama bir iki günlük konaklama ve konumu açısından oyumu tercih edilebilir olarak kullanacağım.

Şehri keşfetmeye istasyonun kapısındaki bilgi merkezinden edineceğiniz bir turist haritası ile başlayabilirsiniz. Şehir küçük olduğu için kendi gezi rotanızı oluşturup, günübirlik bile olsa dolu dolu bir gezi yapabilirsiniz.

Kısaca bahsetmek gerekirse…

Brugge’ün anlamı, köprüler.

Köprülerden oluşan şehir II. Dünya Savaşı’ndan sonra en iyi korunan yerlerden biri. Bu anlamda UNESCO “Dünya Kültür Mirası Listesi“nde yer alıyor. Minik taş evleriyle, sakin ve düzgün sokakları, temiz havasıyla hem Avrupa hem Orta Çağ şehri diyebiliriz. İklim olarak biraz serin; örneğin biz ekim ayının başında gitmemize rağmen Kasım sonu tarzında bir havayla karşılaştık. Dolayısıyla hangi mevsimde giderseniz gidin mutlaka buranın bir kaç derece altında bir iklim için gerekli önlemi almakta fayda var.

Avrupa’nın tren sistemi sayesinde özellikle Belçika’dan Brüj’e günübirlik bir gezi çok kolay bir hale gelmiş. Bu yüzden turist yoğunluğu oldukça fazla. Kim yerel halk, kim turist bazen ayırt etmek zor oluyor. Bu yoğun ilgi yüzünden özellikle haftasonunda oldukça fazla turist ziyaretçi olduğunu söylemek gerek.

Kısaca gezi noktalarından bahsedecek olursak:

Brüj’de iki tane önemli meydan var:

1. Markt Meydanı

İsminden de biraz tahmin edileceği gibi ticari amaçlar için kullanılıyormuş. Meydanın ortasında Jan Breydel ve Pieter de Coninck‘in heykeli bulunmakta. Hemen arkasında açık havada oturup manzaranın tadını çıkarabileceğiniz kafe ve çeşitli mutfaklara ait restoranlar bulunuyor. Eğer biraz daha tarihi bilgi edinmek isterseniz meydanda Brüj’ün tarihinin çeşitli aktivitelerle anlatıldığı “Historium” müzesini gezebilirsiniz.

IMG_3673

Jan Breydel ve Pieter de Coninck heykeli

IMG_3821

Yaklaşık 1 hektarlık alanda, filmden hatırlayacağınız ünlü çan kulesi Belfort da bulunuyor.

Belfort 13.yy’da inşa edilmiş ve en önemli özelliği 47 tane farklı çan sesine sahip olması. Çan kulesi eskiden yaşayanları çeşitli olaylar hakkında ya da çalışma saatleri konusunda haberdar etmek için kullanılıyormuş. Sonradan saat mekanizması eklenerek, saati de bildirmesi amaçlanmış. Üç kattan ve toplam 366 spiral merdivenden oluşmakta. Yukarıya doğru çıkıldıkça daralan merdivenler bazen tek bir kişinin bile geçişine zor izin verdiğinden, hem izdiham oluşmaması için hem de binayı korumak amaçlı içeriye aynı anda sadece 70 kişiyi alıyorlar. Giriş ücreti ödendikten sonra içeriden çıkan kişiyle birlikte turnike içeri girişe izin veriyor, böylece içeride her daim 70 kişi sabit tutulmuş oluyor.

Evet merdivenler bir efsane, fakat en yukarı çıktığınızda tadacağınız soğuk ve eşsiz 360 derece manzara ile o kadar merdivene değdiğini düşüneceksiniz.

IMG_3672

Belfort

IMG_3690

En tepeye çıkarken içeriden meydanın görünüşü

2. Burg Meydanı

Bu meydan yönetim ve dini objeler için kullanılıyormuş. Belediye binası, nüfus müdürlüğü ve Kutsal Kan Kilisesi (Basilica of the Holy Blood) meydanın başlıca binaları.

Kutsal Kan Kilisesi’nin en popüler özelliğinin, içinde Hz. İsa’ya ait olduğuna inanılan ve cam bir fanusun içinde saklanan kanlı bir bezin sergilenmesi diyebiliriz. Söylenenlere göre bu bez 12.yy’da Kudüs’ten alınarak buraya getirilmiş ve fanus hiç açılmamış. Her yıl sadece bir gün, Mayıs ayının başında, o dönemin havası yaratılarak bu kutsal emanet tüm şehri gezdirilirmiş. Bu gelenekle ilgili UNESCO’nun vidyosunu izlemek isteyenler, buraya tıklamanız yeterli.

IMG_3837

Basilica of the Holy Blood

Dikkat, bu yan yana üç gösterişli binanın gotik mimarisi günün çeşitli saatlerinde sokak müzisyenlerinin enstrümanlarından çıkan notalarla sizi bir anda orta çağdaymışsınız gibi hissettirebilir.

Brüj’ün en güzel yanı, yavaş yavaş, doya doya kendini gezdirme özelliği sanırım. Anın, güzel manzaranın, hayatın tadını çok güzel ve genişçe çıkartabileceğiniz bir yer. Belki de bu hissi veren şehrin ta kendisi, çünkü yerel halkı da bir o kadar telaşsız, sakin ve düzenli. İşletilme amacına göre restoranların açılış saatleri değişiyor. Bizdeki gibi sabahın köründen akşamın geç saatine kadar her dükkanın açık olmasını beklemek yanlış olur. Kahvaltı yaptığınız ya da öğleden sonra kahvesiyle waffle mideye indirdiğiniz kafe aksam 18:00’de kapanıyor. Aynı şekilde öğle yemeğini şöyle kanala nazır bir restoranda yiyelim dediğinizde öğleden sonra 3’e kadar beklemeniz gerekiyor. Yani, kafeler, büfeler, hediyelikçiler ve genel dükkanlar sabah 10’da açılıp akşam 6da kapanıyor. Restoranlar ise öğleden sonra 3’te açılıp gece 10-10bucuk gibi kapanıyor. Bu anlamda aslında en doğrusunu Brüj esnafının yaptığını düşünüyorum. Bizim gibi sistemin kölesi olmaktansa hem daha kaliteli bir hizmet veriyor hem de kendi hayatından da çalmamış oluyor.

Yemeklerden konu açılmışken, waffle ve çikolatadan bahsetmeden olmaz. Açıkçası waffle konusunda biraz hayal kırıklığı yaşadığımı söylemeliyim. Biz Türkiye’de içine malzemeyi basıp neredeyse kumru yer gibi waffle yerken burada sade olarak tercih ediliyor. Waffle sipariş ettiğinizde sade geliyor ve istediğiniz her ekstra malzeme için (çilek, nutella, muz, sos vs) ek ücret ödemeniz gerekiyor.

Ama çok güzel değil mi...

Ama çok güzel değil mi…

IMG_3838

Ve gelelim çikolatalara… Minik minik dükkanlar, el yapımı çikolatalar, çeşit çeşit şekiller… Daha fazlasını isteyenlere Çikolata Müzesi‘ni tavsiye ediyorum.

IMG_3644

Brüj evleri şeklindeki kutularda ev yapımı Brüj çikolatası güzel bir hediye fikri olabilir. :)

IMG_3787

Akşam yemeği için de çok seçenek olduğunu söyleyebiliriz. Eğer daha basit ve ayakta geçiştirmek isterseniz Hollanda usulü patates alabilirsiniz. Çeşitli soslarla ya da doymayanlar için hamburgerle meydanda akşam manzarasına karşı karnınızı doyurabilirsiniz. Daha resmi bir akşam yemeği istiyorsanız, çeşitli mutfaklardan yemekler sunan pek çok restoran var. Özellikle kanalın yanında olanlar biraz daha tuzlu ve rezervasyona ihtiyaç duyuyorlar. Ama onların dışında da sokak aralarında minik ve çok hoş restoranlar keşfedebilirsiniz. Biz ilk akşam yemeğimizi Strijdershuis Brasserie‘de yedik ve gayet memnun kaldık. Loş ve güzel bir ortamı var. Menüsü çok geniş, bazı içeriklerini anlamakta zorluk çeksek de aç kalınamayacak bir yer.

Çikolata dükkanları kadar dikkat çekici bir başka detay da dantel dükkanlarının bolluğu. Önlükten kitap ayracına, yastık kılıfından kolye ucuna, anahtarlığa hiç bir detayda üşenilmeden yaratılmış bir sürü el emeği ürün var.

IMG_3671

IMG_3646

IMG_3666

Dantelin, nam-ı diğer rahibe işinin, bu şehrin bir sembolü haline gelmesinde Beguin rahibelerinin etkisi büyük. 12. yüzyılda Beguinage manastırı, Marguerite de Constantinople tarafından yaptırılmış. Burası savaşta eşlerini kaybeden kadınlar için bir sığınma eviymiş; birlikte toplu halde burada yaşamışlar. Geçimlerini dantel ve dokumacılıktan elde ediyorlarmış. Rivayete göre de bu kadın birlikteliği, ilk feminist hareketinin de körükleyicisi olmuş. Her ne kadar turistik bir yer olarak gezilebiliyor olsa da şu anda hala manastırda yaşayanlar mevcut. O yüzden fotoğraf çekerken ve gürültü seviyesinde saygılı ve özenli olunması bekleniyor.

IMG_3851 IMG_3853

Beguinage Manastırı’nın (Begijhof) hemen devamında Minnewater Parkı bulunuyor. Türkçesi; Aşk Gölü. Bembeyaz kuğuların süzüldüğü sessiz, sakin, romantik bir atmosfere sahip bu parkta isterseniz bisikletinizle gezin, isterseniz spor yapın, isterseniz piknik. Çok güzel fotoğraflar çekebileceğiniz, dinginlik arayanlar için doğru adres olacak bir park.

 IMG_3850

IMG_3848

IMG_3839

Brüj her ne kadar günübirlik bir durak olarak tercih edilse de birkaç gün konaklandığında günlük hayatın telaşından uzaklaştırıp başka bir evrende yaşıyormuş hissi verebilecek kadar büyüleyici. Floransa‘dan sonra en sevdiğim yerlerden biri oldu Brüj. Hem dokusu hem havası, hem mimarisiyle o kadar çok anlatılacak şey var ki, birazını da ikinci yazıma saklıyorum :)

Share This:

Hızlı bir Singapur turu için 5 kısa öneri

Üzerinden bir kısım zaman geçtikten sonra gittiğim ülke hakkında yazı yazmaya kalkışınca ister istemez fotoğraflarla, biriktirdiğim şeylerle anılarımı geri getirmeye çalışıyorum. E durum böyle olunca da eğer güzel vakit geçirdiğim bir ülkeyse bir anda içime özlem doluyor, kıpır kıpır oluyorum. Singapur da öyle bir yer benim için…

Ufacık da olsa Singapur’da gezindikten sonra bu güzel ülke için hazırladığım yazıları gene 5 maddelik öneri listemle tamamlamak istiyorum. Genel izlenimlerimi burada bulabilirsiniz. Ben çok da uzun olmayan, hatta görece kısa süren Singapur seyahatimde çok verimli vakit geçirmiştim ve eğlenceli, bol kültürlü ve değişik şeyleri deneyimlediğim anılarla dönmüştüm.. Öncesinde yaptığım araştırma ve kısacık gezimde edindiğim anılar sayesinde Singapur’u tanımak için yapılabilecek, hatta belki de bir güne bile sığdırılabilecek kadar temel bir beşli sunuyorum.

1.  Denemeden dönmek yok: Chilli Crab ve Singapur Sling

Tamam, bir Merlion herkeli değil ama internette araştırma yaparkan bu ikili o kadar çok karşıma çıktı ki, denemeden gelseydim pişman olurdum.

Brandy, gin, baharatlı likör ve meyve sularından oluşan bu pembe kokteyl 1936 yılında ilk olarak Raffles Hotel‘de barmen Ngiam Tong Boon tarafından hazırlanmış. O anda bir müşterinin istediği bu kokteyli bir kağıda hızlıca karalaması ve Ngiam Tong Boon’un da tüm tariflerini sakladığı tarifler defterine not etmemesi nedeniyle kokteylin tam anlamıyla tarifi günümüze kayıtlı olarak gelememiş. O dönemde çalışan barmenlerden kalan notlar ve sözel olarak aktarılanlar neticesinde tam anlamıyla yaratıldığı andaki Sling’i maalesef bulmamız biraz zormuş. Öyle ki, artık ilk yapıldığı yer olan Raffles Hotel’de bile tam olarak hazırlanamıyormuş. Olsun, sonuçta bir gurme değiliz, tadını çıkarmaya bakalım.. :)

Bu yüzden ben de dedim ki Singapur Sling’i iki farklı restoranda deneyip tatların ortalamasını alayım. :) Güzelmiş, hoşmuş, beğendik. Biraz keskin bir tat sevenler için çok çekici değil, ama en nihayetinde Clarke Quay‘de şöyle nehre doğru püfür püfür (klimanın altında tabi ki :)) bir sling patlatmak fikri kulağa her zaman güzel geliyor! Rengi itibariyle başta kadınları hedeflemiş bir kokteyl olsa da tadıyla günümüzde herkese hitap ediyor.

Singapur sling

Gelelim şehrin neredeyse bir diğer ikonundan biri olan baharatlı yengece…

Maalesef bu tat da, zamanla Singapur Sling gibi ufak da olsa değişime uğramış. Temel tarifine göre; kızartılmış yengecin üzerine tatlı, ekşi, acı domates sos dökülmesiye hazırlanıyor. Sosunun içine konulan ilave malzemeler ve kızartma şekline göre restorandan restorana farklılık gösterebiliyor. Acı eşiğinize göre az, orta veya çok acı olarak da hazırlatabilirsiniz. Ben riske girmeyip orta istemiştim ama beklediğimin altında bir acıyla karşılaştım diyebilirim. Ama genelini düşündüğümde memnun kaldım. Sonuçta yengecin her türünü severiz :)

Bol zamanım olmadığı için açıkçası en güzel yengeç nerede yenir, aman oraya mutlaka gideyim gibi bir çabam olamadı maalesef. Daha ziyade Çin Mahallesi‘ni gezerken, akşam yemeği için (duvardaki yazıya göre) tripadvisor’da bahsedilmiş bir restorana rastladık. – İsmini maalesef hatırlayamıyorum, fotoğrafını da çekmemişim saf gibi ama zaman içerisinde bir şekilde bir yerden yakalar da ismini bulabilirsem mutlaka yazıya ekleme yapacağım. – Madem öyle şu meşhur yengeci burada tadalım dedik, bir de yanına Singapur Sling söyledik; masayı yerel tadlarla donattılar, tadından yenmez bir tecrübe oldu. :)

Lotus ve kalamar :)

Lotus ve kalamar :)

spaghetti ve chilli crab

Spaghetti ve Chilli crab

Fark ettim ki Uzakdoğu’ya gittiğinde Türk insanı iki farklı eğilim gösteriyor; yemeklerin farklılığı karşısında korkup harıl harıl türk, özbek, yunan restorantları arayanlar ya da o kadar yol gelmişken değişik tecrübeler edinmek, tadlar tatmak için bilimum egzotik restoran arayışında olanlar. Evet, yemeklerin yapılışı ve bazen kullandıkları malzemelerdeki yağlar yüzünden değişik ve belki sizi iten bir kokuyla karşılabiliyorsunuz ama benim tavsiyem ne olursa olsun mutlaka temiz bir restoran bulup yerel yiyecekleri denemek gerektiği. Yoksa örneğin, Ankara’da lotus kökünü nerede yiyebilir ya da taze toplanmış ve sıkılmış tropik meyve suyunu nerede içebiliriz?..

2. Hem serin, hem kültürel bir gezinti: River Cruise

Singapur’u baştan sona tanımak ve görmek için harika bir fırsat. Hem nehrin üzerinde püfür püfür etrafı seyredip hem de o anda gördüğünüz yerler hakkında bilgi almak istemez miydiniz? River Cruise‘un en beğendiğim özelliği işte tam da buydu. Turistler için hazırlanmış bir rehber kaydı var, siz o anda hangi noktadan geçiyorsanız oradaki bölgenin, heykelin, köprünün, anlatılacak bir hikayesi olan her ne varsa size çok eğlenceli ve bilgilendirci bir şekilde anlatıyor. Böylece aman elimdeki kitaçıktan okuyayım, dur şuranın adı neydi bir bakayım diye kasılmadan hem görüyor hem dinliyor hem de hiçbir şey kaçırmamış oluyorsunuz. Ben gündüz bindiğim için hem gidebildiğim hem gidemediğim, tüm önemli noktaları nehirde gezerek eksik bilgilerimi tamamlamış oldum, ama eminim ışıkların ve gece hayatının oluşturacağı manzara için bir de gece gezintisini tecrübe etmekte fayda var. :)

IMG_2505       IMG_2522

3. Beş çayınızı Singapur Flyer’da okyanusa manzarasına karşı için!

İngiltere’deki meşhur London Eye‘a kardeş olan Singapur Flyer için dünyanın en yüksek kapsüllü gözlem yerlerinden biri diyebiliriz. Yaklaşık 30 dk süren yolculukta, kapalı bir kapsül içerisinde Singapur’u, okyanusu, limanı, ünlü Marina Bay’i gökyüzünden görmüş oluyorsunuz. İşin güzel tarafı London Eye kadar kalabalık olmaması :) London Eye için epeyce süre sırada beklediğimi hatırlıyorum ama Singapur Flyer’da çok çok özel bir durum oluşmadığı sürece böyle bir şey söz konusu değil. Maalesef her yerde küçük bir İngilteremsi durumlar söz konusu olduğu için buna sebep London Eye’dan sonra pek de ilginç gelmeyecek olmasıdır, kim bilir…

İşin güzel tarafı, Flyer’ı sadece normal turist gibi diğer insanlarla kapsülün içinde Singapur’u izlemek dışında özel organizasyonlar için de tercih edebilirsiniz. Örneğin arkadaşlarınızla akşamüstü çayınızı sadece size özel kapsülün içinde içebilirsiniz, ya da sevgilinizle romantik bir akşam yemeğini gece manzarasına karşı yiyebilirsiniz; hatta belki evlenme teklifi edecekseniz de bu romantik kapsülü seçenekleriniz arasına koyabilirsiniz (evet garantili!). Normaldan biraz daha fazla ücret ödeyerek ve en az 1 gün önceden rezervasyon yaptırarak değişik ve zevkli bir anı oluşturabilirsiniz. Seçenekleri ve koşulları resmi internet adresinden inceleyebilirsiniz: http://www.singaporeflyer.com

IMG_2474

Singapur Flyer kapsülü

IMG_2466

Bu da Singapur’un TOKİ’si.. :)

IMG_2468

4. Marina Bay mutlaka görülmeli

Bataklıkların kurutulup denizin doldurulmasıyla oluşturulan ve günümüzde ülkenin en popüler noktası olan Marina Bay’de ünlü “merlion” heykelini, dünyanın en pahalı otellerinden biri olan Marina Bay Sands‘i, uzaktan da olsa Singapur Flyer’ı, deniz üzerine inşa edilmiş spor ve konser sahası Floating Stadium‘u görebilirsiniz. Sonra da belki akşam yemeği için her türlü dünya mutfağını sunan sayısız restoranın bulunduğu Clarke Quay’ye geçebilirsiniz.

IMG_2527

5. Ulusal Botanik ve Orkide Bahçelerinde doğanın belki de hiç görmediğiniz bitkileriyle tanışabilirisiniz

Singapur’un olmazsa olmazı botanik bahçeleri.. Sıcak ve nemli iklimiyle, özenle korunmuş ve çoğaltılmış binlerce çeşit bitkisiyle gerçekten büyüleyici ve başka bir yerde yaşanamayacak kadar güzel bir tecrübe. Mutlaka ama mutlaka ziyaret edilmeli. Benim ulusal botanik bahçesi ve favorim orkide bahçesini gezerken yaptığım gözlemlerime buradan erişebilirsiniz.

IMG_2379

Share This:

Singapur Botanik Bahçesi

Yaptığım uzak doğu seyahatlerinin arasında Singapur’un bende ayrı bir yeri var. Güzel bitki örtüsüyle ve en sevdiğim çiçek olan orkidelerin merkezi olmasıyla unutamayacağım bir seyahatti. İlk yazımda genel hatlarıyla ilk izlenimlerimden bahsetmiştim. Singapur’un güzel botanik bahçesi için ayrı bir yazı ayırmaya karar verdim.

Anlatmaya öncelikle küçük bir geçmiş bilgisiyle başlamak gerekir diye düşünüyorum. Gezerken tüm bir gününüzü alabilecek kadar büyük bir alanda çeşitli bitkinin yer aldığı bu bahçe emin olun şimdiye kadar gördüğümüz botanik bahçelerinden çok farklı. 74 hektarlık bu bahçenin tarihi 1822 senesine dayanıyor. Ülkenin kurulmasında adı geçen Sir Stamford Raffles gene bu güzel bahçenin oluşturulmasında da büyük rol oynuyor. Botanikçilerin ellerinde zaman büyüyen bu bahçede uzak doğu bitkilerinin türlü çeşitleri, melez türleri ve yararlı tarım bitkileri üretilmektedir. Öyle ki, mevcut ortamda yetişemeyen bitkiler için de yapay ortamlar hazırlanarak bahçenin çeşitliliği muazzam miktarda artırılmış. Singapur Botanik Bahçesi’nin belki bunlara ek en önemli özelliği, UNESCO Dünya Mirası Alanları‘na aday olması…

Gezmeden önce mutlaka belirtilmesi gereken bir şey varsa o da giysilerinizin bu uzun ve sıcak yolculuğa uygun olması gerektiği. Kapalı yerlerde maksimumda çalışan klimalar var fakat malum, dışarıda inanılmaz bir sıcak var. Mümkün olduğunca ince giysiler giymeniz, mutlaka şapka takmanız ve yanınızda su bulundurmanız iyi olacaktır. Fotoğraf makinesini de unutmamak gerek! Şimdi gelelim bahçeyi gezmeye..

Botanik bahçesi Singapur’un ünlü Orchard caddesine (Orchard Road) 5 dakikalık bir mesafede. Taksiyle ya da metroyla çok rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Toplam 4 tane giriş noktası var. Biz taksiyle ulaşımı tercih edip Nassim girişinden (Nassim Gate) giriş yaptık. Bahçeye giriş sabah 5ten gece 12ye kadar ve ücretsiz. Nassim girişinde ziyaretçileri hediyelik eşya bulabilecekleri bir dükkan ve serinleyebilecekleri bir kafe karşılıyor. Her cumartesi ücretsiz olarak rehber eşliğinde grup turlarına katılabilirsiniz.

Her ne kadar biz bir turistik gezi havasında giriş yapsak da, bahçe içerisinde yoga matlarıyla gezenleri, minik bir grupla Tai Chi yapan yaşlı teyzeleri, okul gezisine gelmiş çekik gözlü minikleri ve tabi ki muhteşem manzaradan faydalanan gelin-damat ve fotoğrafçılarını görmek mümkün. Keşke bizim de böyle güzel bir parklarımız olsa da örneğin yogamızı betonların arasında değil de doğanın gerçekten içinde yapabilsek, çocuklarımıza kitaplarda gördükleri bitkileri canlı canlı gösterebilsek..

IMG_2331

IMG_2375

Büyük parkı gezmeye istediğiniz yerden başlayabilirsiniz. Girişten basılı haritaları edinmek mümkün ama gitmeden önce araştırmak, gittiğinizde daha bilerek gezmek isterseniz online haritaları indirebilirsiniz.

Bahçe içerisinde 3 tane gölet var ve hepsinin kendine has özellikleri var.

Swan Lake: Her ne kadar ismini kuğulardan almış olsa da türlü deniz bitki ve hayvanını görebileceğiniz bu gölün çevresinde yapacağınız yürüyüşle sıcağın farkına bile varmayacaksınız…

Symphony Lake: Gölün ortasında yer alan sahnede Singapur Senfoni Orkestrası her ay halka açık, ücretsiz konseri oluyor. Göle de -tahmin edileceği üzere- ismini bu güzel aktivite vermiş.

Eco Lake: Diğer popüler ve büyük alanların arasında biraz arka planda kalmış bu küçük gölü ziyaretinizde ördekleri görüp, doğal yaşamı deneyimleyebilirsiniz.

Swan Lake

Swan Lake

Symphony Lake

Symphony Lake

          

Gelelim Orkide Bahçesi’ne…

Ne yalan söyleyeyim bu ülkeye gelirken en çok görmek istediğim yer bu bahçeydi. Ve gerçekten de merak ettiğime ve beklediğime değdi.

Botanik bahçesinin içindeki bu minik ayrı bahçeye giriş ücretli, yetişkinler 5 Singapur doları ödeyerek bilet alabiliyorlar.  Ziyaretçiler için averaj gezinti süresi 35-40 dakika olarak tahmin edilmiş ama orkidelerin güzelliğiyle eğer fotoğrafa dalarsanız bu süre çok iyimser bir tahminin ötesine geçemiyor :)

Öncelikle parka giriş yaptığımızda sizi önünde mutlaka bir fotoğrafınız olsun isteyeceğiniz bir süs havuzu karşılıyor.

Crane Fountain

Crane Fountain

Bahçeyi dilerseniz girişte edindiğiniz haritada tavsiye edilen rotayla dilerseniz de kendi kafanıza göre gezebilirsiniz. Her biri birbirinden bağımsız pek çok güzel durak var. Beni en çok etkileyenleri kısaca şöyle paylaşmak isterim:

Singapur’un ulusal orkidesi, Vanda Miss Joaquim: Bu orkide 1893 yılında Miss Agnes Joaquim’in bahçesinde keşfettiği ilk hibrit türdür. 1981 yılında da Singapur’un ulusal orkidesi olarak seçilmiştir.

IMG_2438                  IMG_2439

Cool House: Çok daha nemli ve serin bir ortam isteyen türler için hazırlanan bu cam oda, bence bahçenin en ilginç noktasıydı. Hayatımda ilk defa karnivor bitki gördüm!

Ara ara püskürtülen soğuk hava ve hafif su ile belki de Singapur sıcağında asla göremeyeceğiniz türleri, hatta ağaçları (!) bu odada görme şansınız oluyor. Hem de kısa da olsa azıcık bunaltıcı sıcaktan kurtulup, serinlemiş oluyorsunuz.

IMG_2388

IMG_2390

Celebrity Orchid Garden: Ünlü isimlerin ziyareti sonrasında yeni hibritlere isimlerinin verildiği orkideleri görebileceğiniz bir bahçe burası. Jackie Chan, Andrea Bocelli, ve daha bir sürü isim…

IMG_2437

Parktan çıkış da küçük bir hatıra dükkanının içerisinden geçerek gerçekleşebiliyor. Gördüğünüz o güzel orkidelerin türlü hediyelik eşyası yapılıyor. Eve dönerken ufak bir hatıra götürmeyi unutmayın! :)

:)

:)

Share This: