Dört mevsimlik cennet: Abant

Ne zaman hayat dört bir yandan darlamaya başlasa huzur bulduğum, kendimi yenilediğim tatilleri düşünürüm. İşten, güçten, yoğunluktan unuttuğum dinlenceyi, sükuneti tekrar hatırlarım, ufacık da olsa hayata tekrar sarılırım. Bu sefer herkesin 1-2 günlüğüne sonsuz huzur bulabileceği ve çok büyük imkan gerektirmeyen bir duraktan bahsetmek istedim. O yüzden bu yazıda rotamızı yurt dışından yurt içindeki güzel noktalardan birine yöneltiyoruz: Abant.

Uzun süreli koşuşturmaların ardından Mayıs başındaki kısa tatilimizde şöyle sakin, sessiz, huzurlu ve kafa dinlemeli bir yere gitmek istedik. İstanbul’a ve Ankara’ya neredeyse eşit uzaklığıyla Abant için dört mevsimlik bir cennet desek herhalde yanlış olmaz. Çok duydum ama ilk defa bu sene gidebildim ve bundan sonra da hem yakınlığı hem de dinlendirici atmosferiyle vazgeçilmez duraklarımızdan biri olacak gibi gözüküyor.

Abant gölü çevresinde kalınacak yerler tabi ki mevcut ama biz vakit olarak çok geç kaldığımız için doluluk çok fazlaydı ve kalan yerler de aşırı pahalılaşmıştı. Biz de alternatif olarak yakın bölgelerdeki yerlere baktık. Bu vesileyle Fenerbahçe Topuk Yaylası Tesisleri ile tanışmış olduk. Hem internetteki resimleri hem de aldığı olumlu yorumlar ile bizim de karar verme sürecimizi kısaltmış oldu. 3 günlük tatilimiz için bu tesisi seçtik.

Abant’a 28 km uzaklıktaki tesis, Abant’tan arabayla yaklaşık yarım saat sürüyor. Hem Fenerbahçe’nin hem de diğer misafir takımların çalışma yaptığı bir tesis olduğu ve İstanbul’dan haftasonu gelen misafiri bol olduğu için Abant’ı geçer geçmez yoldaki işaret tabelaları başlıyor. Bulamamanız imkansız..

Kocaman Fenerbahçe Topuk Yaylası Tesisleri tabelasını gördüğünüzde sizi dik bir yokuş karşılıyor. Bol dönemeçli ağaçlarla çevrili dağ yolunu takip ediyorsunuz. Bazen yokuş yukarı bazen yokuş aşağı. Biz ilkbaharda gittiğimiz için sadece yağmurlu durumla karşılaştık ama kışın gidenler için bu yol kayganlık açısından biraz daha dikkat gerektirebilir. Yolda eski evleri olan, bol yeşillikli bir köyün içinden geçiyorsunuz. Her yer ağaç olduğu için geldik mi, nereye gidiyoruz, bu yolun sonu neresidir gibi bir his oluşsa da bir süre sonra dümdüz bir göletle birlikte tertemiz tesis karşınıza çıkıveriyor. Dağların, ağaçların ve sessizliğin ortasında durgun, dümdüz bir gölet; yanında çeşitli spor dallarına hitap eden kocaman çim sahalar, arkasında da doğal ahşap malzemeden yapılmış büyük bir tesis. Odalar temiz; zaten her daim ya çalışmaya gelen takımlar ya da grup olarak haftasonunu değerlendirmeye gelen (özellikle) İstanbullular olduğu için temizlik ve düzen sürekli korunuyor, öyle belli bir sezon söz konusu değil anladığımız kadarıyla. Yarım pansiyon uygulaması var; yemekleri çok çeşitli ve gerçekten güzel.

 

 
 

 

Her gün spor yapmak istiyorum gibi bir düşünce içerisinde değilseniz 1 hafta kalınacak bir yer değil – 2 günden sonra insanoğlu sıkılabilir. Ama haftasonu için ya da 1-2 günlük dinlenme amaçlı seyahatler için gerçekten tavsiye edilesi bir yer. Göl kenarında hafif yürüyüşler ya da bahçede tavlayla çay keyfi yapabilir, dağ havasıyla sadece 1-2 günde yenilenebilirsiniz.

 

 

 

 

E bu kadar gelmişken, üç günlük tatilimizin bir gününü de Abant’a ayırmamak olmazdı. Sabah kahvaltısından sonra yarım saatlik bir araba yolculuğunun ardından Abant Gölü Tabiat Parkı’na ulaştık. Dağların arasında oluşmuş kocaman, sakin bir göl; etrafında huzurlu ağaçlar, sessizlik…

 

 

 

Ufak bir araştırmayla bu park hakkında biraz daha ayrıntılı bilgiye ulaşıyorum. Gölün büyüklüğü 127 hektar. Kendine özgü bir ekosistemi var. Gölün etrafında bol bol karaçam, meşe, köknar, kayın, gürgen ve ardıç ağaçları ile zengin bir bitki örtüsü mevcut. Buranın fındık faresi yöreye özel. Ayrıca gölde görülen alabalık da literatüre ayrı bir tür olarak girmiş; Salmo trutta fario var abaticus. Okuduğum kadarıyla alabalık tutmaya yılın belli zamanlarında belli bir ücret karşılığında izin veriliyor. Onun dışında spor amaçlı olarak balık tutabilirsiniz.

 

 

Gölün çevresi 7km uzunluğunda. İsterseniz yürüyüş yapın, isterseniz bisikletle ya da faytonla gezin, ama mutlaka şöyle bir tam tur yapın. Yürürken yorulursanız turunuza at üstünde devam edebilir, değişik bir tecrübe yaşayabilirsiniz :)

 

 
 
 

 

Göl ve etrafı sizi tüm gün ağırlayacak kadar çok seçeneğe sahip. Biz biraz yağmurlu bir mevsimde gittiğimiz için sadece bir yürüyüşle göl kenarındaki bir restoranda göle karşı yemek yeme aktivitesi yapabildik. Bunun dışında piknik için çok güzel bir ortam var. Şöyle güneşli, ılık bir hava olsaydı da kalabalık arkadaş grubuyla gelip şurda tüm gün yayılıp piknik yapsaydık diye içimizden geçirmedik değil…

 

Kesinlikle (naçizane) tavsiye ediyorum efem. Mevsim ne olursa olsun, atlayın arabanıza şöyle 1-2 gün şehrin gürültüsünden ve stresinden uzak, huzurla ve doğa sessizliğiyle şarj olun derim.

  

Share This: