Hoşgeldin Ekin

Bebeğimiz Ekin, 03.01.2017 tarihinde sağlıklı ve hayalini kurduğum bir şekilde doğdu.

Neredeyse üç ayı doldurmak üzere olduğumuz şu günlerde bakıyorum da zaman nasıl da hızlı akmış. Hamileliğin o son dönemlerinde zaman bir türlü geçmezken şimdi ne zaman akşam oluyor, takip etmekte zorlanıyorum.

En çok duygusal gelgitler ve her şeye dolan gözlerimin beni zorladığı hamilelik döneminin ardından ilk doğuma göre oldukça kısa ve görece rahat bir şekilde Ekin’i kucağımıza aldık. Her hamilenin etraftan gelen “ne zaman doğum?”, “doğmadı mı hala?” sorularıyla bunaldığı son ay, benim de değişik geçmedi açıkçası. İnsanların aslında iyi niyetle, seni düşünerek destek olmaya çalışmaları sonucunda sordukları bu sorular bir noktadan sonra insanın bilinçaltında sanki doğumun gecikmiş olduğu hissini veriyor. Normal süreç 42 haftayı bulsa da insan 38. haftada “hadi artık” demeye başlıyor. Bundan sonra geçen her gün vücudunu daha da yakından dinlemeye ve doğumun başladığını gösteren işaretleri aramaya başlıyorsun.

30 Aralık’ta 40. hafta dolduğunda aslında her şey normal ve seyrinde gitmesine rağmen, sanki bir şeyler gecikiyormuş gibi hissetmeye başladım. Son iki haftaya girmiştik ve ne nişan gelmişti ne de ciddi bir sancı hissetmiştim. Doğum sürecini rahat geçirebilmek adına, doğal doğum eğitimi almıştım, bir sürü kitaplar okumuştum ama bir türlü kendimi rahatlatamıyordum. Annem artık hamileliğin bitmesini ister gibi bir his geldiğinde doğum yaklaşmıştır derdi. Bu hissi bayadır hissediyordum ama kendimi o kadar beklentiye sokmuştum ki belki o yüzden rahatlayamıyordum. 2 Ocak pazartesi günü 40+3 gün olmuştu, doktorumuzun muayenesi sonucunda ne bebeğin kalp atışlarında bir sıkıntı vardı ne de suyun miktarında. NST’de de ufak ve ritmik sancılar vardı, yani biraz daha beklememek için hiçbir engel yoktu fakat benim umutsuzlukla karışık gerginliğim devam ediyordu. Durumu fark eden doktorum doğal doğum terapisini tavsiye etti ve o gün öğleden sonra 1 saatlik bir nefes ve rahatlama çalışmasından sonra biraz rahatlayıp gözyaşları içinde bebeğime artık gelebileceğini, onu beklediğimizi söyledim. Hikayelerinde bebeğimle konuştum ve sabaha sancılarım geldi diye bahseden hamileleri okurken anlam veremez ve bir yerde saçma bir tesadüf olarak görürdüm. Fakat anlam veremediğim bu durum benim de başıma geldi. O gün bebeğimi içimden çağırıp ona hayalimdeki doğumu anlattıktan sonra sabah 4.30da suyum geldi. Asla unutamayacağım bir his ve inanılmaz heyecanlandığım bir andı. Aylardır nasıl olacağını bilmediğim doğum artık başlamıştı ve iki kişi çıktığımız bu eve minik bir bebekle birlikte üç kişi dönecektik. Hemen doktorumuzu aradım ve yavaş yavaş toparlanarak hastaneye geçtik. Suyum öyle çokmuş ki evden çıkmamız her şeyim hazır olmasına rağmen bir saati buldu ve hastaneye vardığımızda da suyun tamamen bitmesi neredeyse sabah 6yı buldu. Suyun tamamen bitmesiyle doğum sancılarım yavaş yavaş belirmeye ve şiddetlenerek düzene girmeye başladı. Saat sabahın erken bir saatiydi ve ileriki saatlerde enerji ve güce ihtiyacım olacağından odaya yerleştikten sonra kısa bir kahvaltı yaptım. Daha sonrasında sıcak duş ve ebemizin doğal yağlarıyla yaptığı masajla gevşemeye çalıştım. Açılma süresince dinlemek üzere hamileliğim boyunca hoşuma giden, yoga ya da yürüyüş yaparken dinlediğim şarkılardan oluşan bir liste yapmıştım. Ama sancı geldiğinde bırak şarkıyı bir fısıltı dahi duymak istemiyordum. Biraz pilates topunda oturdum ama bana okuduklarımın aksine yatar pozisyon daha rahat geldi. Sanırım tam olarak sancıya konsantre olup, düzgün bir rahatlama ile dalgayı atlatmaya odaklanmıştım dolayısıyla gücümün başka bir şeye harcanmasını istemiyordu bedenim. Sancıların biraz daha sıklaşıp yoğunlaşmasını bekliyorduk. Tecrübeli ebemiz bana bu gidişle sen öğlen 12de doğurursun demişti. Fakat bildiğim kadarıyla ilk doğumlar o kadar kısa sürmüyordu, kaldı ki o anda gelen sancılar öyle anlatıldığı kadar rahatsız edici değildi. Sancı geldiğinde gözlerimi kapatıp okuduğum nefes çalışmalarından yaptım ve dalgaları güzel karşılayarak açıklığı 6-7 cm’e çıkardım. Fakat açıklık kontrolünden sonra biraz rahatsızlık duymuş olmalıyım ki sancılarımın arası açılmaya başladı. Odada “sancı yavaşladı, daha sıklaşması lazım” diye konuşuldukça biraz motivasyonum düştü. Sonuçta suyum gelmişti ve bir şekilde 24 saat içerisinde doğum gerçekleşecekti. Bu kadar güzel gidiyorken zorunlu sezeryana dönüşmesinden çok korktum ve kendime inanarak duruma asıldım. Her sancı arasında tüm bedenimi gevşetmeye çalıştım, öyle ki 2 dakikalık aralarda uyudum, güç topladım ve sancı ritmi tekrar istenilen düzeye geldi. Artarak devam etti ve artık ıkınma hissi de gelince doğumun sonuna yaklaştığımı hissettim. Açıklığım tam değilmiş ki doğumhaneye inmeden önce biraz daha odada gevşemeye ve ıkınmayla birlikte sancıları karşılamaya devam ettim. Sonrasında doğumhaneye inme vakti geldi ve terliklerimi giyip yürüyerek bir alt kata indik. Tabi bu arada sancılar 1 dk aralıkla gelmeye devam ediyordu ve koridorda çömelerek karşılamaya devam ediyordum. Sanıyorum saat 11 gibi doğumhaneye girdik, biraz yorulmuş olmalıyım ki nedense ıkınma süreci sancı sürecinden daha uzunmuş gibi geldi. Biraz daha yoğun çaba ve destekle saat 11.50’de Ekin ten tene temas ile göğsüme geliverdi. Zar zor açılan gözleriyle etrafa bakmaya çalışan, ıslak saçlı, küçücük, tatlı bir şey.. Ben saatlerdir kasılan tüm kaslarımın bir anda rahatlamasıyla zangır zangır titrerken kucağımdaki minik, çipil çipil gözleriyle yeni ortamı tanımaya çalışıyordu. Göbek kordonunu kan akışı durduktan sonra sürecin en başından sonuna kadar yanımda bana destek veren babamız kesti. Böylece onun için de unutulmaz bir an oldu :) Doktorumuz iki tane minik dikiş atarken biz de ilk fotoğraflarımızı çekmeye çalışıyorduk. Sonunda bu uzun süreç bitmişti ve en önemlisi sağlıklı bir şekilde bebeğimizi kucağımıza almıştık.

Ekin’in genel kontrolleri yapılıp, ben de üzerimi değişince, gene yürüyerek kaldığımız odaya gittik. Kaslarım 6 saattir aktif olarak kasılmış olsa da doğumdan sonra o kadar dinlenmiş ve enerjik hissediyordum ki, hadi tamam çık deseler bebeğimi kucağıma alıp eve yürüyerek bile giderdim! :) Tam aylardır hayalini kurduğum gibi bir doğum olmuştu. Bebeğimin gelmek istediği zamanda, onun için en sağlıklı şekilde ve benim için her anını yaşayarak en doğalından bir doğum oldu. Bu güzel ve en özel günü keşkelerim olmadan ve hep yüzümde gülümsemeyle hatırlayacağım. İyi ki girdin hayatımıza Ekoş! :)

Share This:

Hamilelikte okuma tavsiyeleri

Bir daha asla bütünüyle bebekten önceki kişi olmayacaksınız. Bu değişimden korkulmaması gerektiği gibi, bu değişim hafife de alınmamalıdır.

~ Bir Annenin Doğuşu – D. Stern, N. Stern, A.Freeland

Bu nedenle okuyorum da okuyorum :) Hamilelik süreci, pozitif doğum hikayeleri, gebelik günlükleri, lohusa depresyonu, doğal doğum süreçleri… Beğendiğim cümleleri, hatırlamak istediklerimi, doğum anında bana söylenmesi güç verecek her şeyi not alıyorum ve bu defterimi hastane çantama koyacağım – tabi unutmazsam :)

Henüz doğuma kağıt üzerinde 1,5 ay var. Bu süreyi biraz daha pozitif doğum hikayeleri okuyup, nefes teknikleri çalışarak geçirmeyi planlıyorum. Belki biraz da doğum sonrası için ebeveynlik, çocuk yetiştirme, uyku konularında kitaplara yönelebilirim.

Bu süre boyunca okuduklarım arasından kesinlikle tavsiye edeceğim 5 kitap şu şekilde;

1. Doğal Doğum

Adsız

Gülnihal Bülbül‘ün yazdığı bu kitabı hamile olmadan önce okumuştum. Doğum olayına her yönüyle ve çok dürüstçe bakan bir kitap. Doğumun doğal olmasını savunduğu gibi, neden sezaryan oranlarının yüksek olduğunu ya da hangi durumlarda sezaryanın hayat kurtaran bir ameliyat olabileceğini çok akıcı ve basit bir şekilde anlatıyor. Hem bilgilenip hem de bilinçleniyorsunuz ve hamilelik süreci/doğum konusunda tercihler oluşturuyorsunuz. Bunlara ek olarak, konulara istinaden gerçek pozitif doğum hikayelerine yer verilmiş. Anlatılan konuyla gerçek bir doğumda nasıl karşı karşıya gelinebileceğini ve nasıl minimum müdahale ve en doğal şekilde üstesinden gelinebileceğini görüyorsunuz.

Açıkçası bu kitap ben daha fikir aşamasındayken bazı konularda endişelerimi gidermiş, beni doğal doğuma oldukça özendirmişti. Şimdi hamileliğimin ortalarında özellikle pozitif doğum hikayelerde kendimi kişilerin yerine koyarak tekrar okudum ve doğum konusunda kendime güvenimi tazelemeye çalıştım.

2. Siyah Süt

Adsız

Bu kitap da ilk çıktığında meraktan okuduğum, şimdi hamileyken ikinci kez okuduğumda çok farklı şekilde algıladığım bir kitaptı. Elif Şafak, kendi lohusa dönemine istinaden yazdığı otobiyografik özellikteki bu kitabında, yarattığı hayali kadın karakterlerle kadının, anne olmadan önce içinde barındırdığı tüm kimliklerin bir bebek fikrine nasıl tepki verdikleri ve doğumdan sonraki lohusa sürecinde nasıl aynı bedende varolma ve çatışma yaşadıklarını yansıtıyor. Artık günümüz anne olma yaşının hayli ilerlemesiyle aslında bu kimlikler hepimizde gelişmiş ve kendi ayakları üzerinde duruyor :) O yüzden okurken insan kendi içindeki “parmak kadınlar”ı düşünüp, yeni annelik kimliğiyle onları nasıl uyumlu hale getirebilirim diye düşünüyor. E tabi, bir de ister istemez insanı lohusa depresyonunu minimum yaşamak için neler yapılabilir diye araştırtıyor…

3. Hypnobirthing

Adsız

Doğumunuzun en doğal haliyle ve minimum müdahalesiz şekilde gerçekleşmesini arzuluyorsanız, bu süreçte sizin de yapabilecekleriniz var. Öncelikle bilgilenmek, bilinçlenmek gerekiyor. Bu kitap size Mongan Yöntemi‘yle nasıl gevşeyeceğinize, doğumu nasıl doğal şekilde karşılayabileceğinize dair bir pencere sunuyor. Doğumun aşamalarında kullanabileceğiniz nefes teknikleri, gevşeme ve masaj teknikleriyle sizi de doğumda aktif olmaya teşvik ediyor. Özellikle normal doğum isteyenlerin kendilerini hazırlamaları için bir başucu kitabı…

4. Bir Annenin Doğuşu

Adsız

 

Bir Annenin Doğuşu-Annelik Deneyimi Sizi Sonsuza Dek Nasıl Değiştirir kitabını tamamen tesadüfen keşfettim ama her satırıyla o kadar nokta atışı yapmış ki, sayfaları ikişer defa yavaş yavaş özümseyerek ve bir sürü de not alarak okumaya çalıştım. Kitap üç bölümden oluşuyor; Anne Olmaya Hazırlanmak, Bir Anne Doğuyor ve Anne Uyum Sağlıyor. Belki bir an aklınıza gelen ya da belki bir süredir endişe duyduğunuz o şey neyse bu kitapta mutlaka bir yerde size ayna tutuyor. Hissettiğiniz ve yaşadığınız her neyse normal olduğunu ve yalnız olmadığınızı, anneliğin içsel deneyiminin evrensel olduğunu vurguluyor. Okumak için doğumun gerçekleşmesini beklememek gerek, hamilelik sürecinde okunabilecek çok faydalı bir kitap.

5. Emzirme Sanatı 

AdsızŞüphesiz ki doğumdan sonra en belirsiz şey emzirme konusu. Nasıl olacak, yapabilecek miyim? Sütüm yetecek mi? Bu kitap sizi hem psikolojik hem de fiziksel olarak emzirmeye hazırlıyor. Doğumdan sonra bu tarz şeyleri araştırmak için vakit olmayacağından öncesinden emzirme pozisyonları ve emzirme sorunlarıyla ilgili bilgilenmek için ideal bir kaynak. Ayrıca La Leche League websitesinde de çok faydalı bilgiler ve makaleler mevcut: http://www.lllturkiye.org/

Bu kitaplara ek olarak özel muayenehanelerin ya da hastanelerin normal doğum, doğum süreci, nefes teknikleri ve emzirme ile ilgili eğitimlerine katılmak faydalı olacaktır. Cahillik korkuyu arttıracağından ne kadar bilgilenirsek o kadar sakin bir süreç geçiririz.

Share This:

Hamileliğe dair

Şu anda 30 yaşımda, 33 hafta 3 günlük minik bir kız bebeğe hamileyim. İnanılmaz.

Yapım gereği benim karar verme süreçlerim çok uzun sürer. Belki de Terazi kararsızlığı işte :) Uzun uzun araştırır, bilgilenir, enine boyunu irdeler en uygun olanı seçmeye çalışırım. Doğru ya da yanlış; böyle ilerlemediğinde hep huzursuzca seçim yaparım, süreç de içime sinmeden geçer. Tabi ki bu uzuuun karar verme süreci hamileliğimde de geçerli oldu. Aylar öncesinden folik asit almaya başlamak yerine, planlama sürecini akışına bırakıp, kendimi sürecin psikolojik boyutuna hazırlamaya çalıştım; çünkü beni en çok bu noktadan vuracağını biliyordum. Daha bebek henüz sadece bir fikirken blogları (mesela blogcuanne.com) takip etmeye, Gebelik Günlüklerini, bazı temel kitapları (mesela Doğal Doğum-Gülnihal Bülbül) okumaya başladım. Her hamilelik farklı, ama en azından nelerle karşılaşabileceğimi öğrenmek biraz olsun ileriyi görebilmemi sağladı. Tabi ne kadar hazırlıklı olursan ol, çok değişik, çok şaşırtıcı bir yolmuş hamilelik. Ve anladım ki aslında insanların çizdiği “sabah bulantısı, alınan kilolar, ağırlaşan beden” profili değil, manevi devrim, kişiden başka kimsenin aynı yöne bakamadığı bir 9 aymış..

Hamile olmadan önce hep ben de günü geldiğinde Gebelik Günlüğü yazarım diye özenmiştim ama ilk 3 ayda öyle çok gel-gitim, ruhsal bunalımım, ağlama krizim oldu ki, bir şey yazarsam hep olumsuz yazarım diye düşünerek korktum ve karamsar anılar, samimi olmayan yazılar yazmak yerine bu zamanı sadece kendimi sakinleştirmeye çalışarak geçirdim. Bazen yüzüstü yatamadığım için, bazen istediğim gibi pilates yapamadığım için ağladım, bazen insanların benden daha çok anne gibi hissetmelerine anlam veremedim ve benden daha heyecanlı olmalarına  üzüldüm. Hamilelik işte, gel-gitin, sebepsiz ağlamaların alası :) Özellikle aileler, bilmiyorum neden ama bebek haberiyle birlikte bir transformasyon geçirmenizi, sürekli bebekten bahsetmenizi, bir anda anne-baba rolüne geçiş yapmanızı bekliyor. Bu açıdan bu dönemde bol bol baba adayımızla, doktorumuzla ve hamilelik geçirmiş yakın arkadaşlarla dertleşmek çok faydalı oluyor. Dediğim gibi bu dönemde kimse sizinle aynı pencereden bakamıyor, en azından bu üç kişi size en yardımcı olabilecek kişiler. Bol bol konuşmak ve yaşananların, hissedilenlerin normal ve ortak olduğunu öğrenmek sindirme sürecini hızlandırıyor. Hamilelikle birlikte yaşanan fiziksel değişimlere ek olarak bir de hormonal ve psikolojik etkenlerle uğraşırken eğer bocalıyorsak şu alıntıyı hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamak gerekiyor:

Anne olmak, her kadının zihin dünyasında gerçekleştirdiği emekle, bu emeğin derin ve özel bir deneyim alanı olan anneliğin zihin yapısına yol açmasıyla başarılır.

Anneliğin zihin yapısı, bebek ilk ağladığı anda doğmaz. Bir annenin doğması, çarpıcı ve tanımlayıcı bir anda olmaz, bebeğin gerçek doğumundan önceki ve doğumu takip eden aylarda çoğalan emeklerden yavaş yavaş ortaya çıkar.

~Bir Annenin Doğuşu – D.Stern, N.Stern, A.Freeland

Tüm hamilelerin (süreç boyunca zaman zaman akıllarından çıkarsa da) özverili, sevgi dolu bir anne olacaklarını, bebeklerine en iyi şekilde bakacaklarını bilmeleri; unuturlarsa da bu gerçek kendilerine en yakınları tarafından hatırlatılmalıdır. Ben kendimi daha az anne hissettiğim her an, bu kısa paragrafı aklıma getiriyorum ve daha iyi hissediyorum..

Hamilelik gerçekten, evlenmeye, evine koltuk almaya, yaz tatilinde kalacağın otel için araştırma yapmaya benzemiyor. Dünyaya senden bir can parçası geliyor, keşfedeceğin, öğreneceğin ve aynı şekilde öğreteceğin o kadar çok şey var ki. Artık dönüşü olmayan yepyeni bir dünyanın kapıları yavaş yavaş aralanıyor gibi. Anahtarının sadece sende olduğu koskoca karanlık bir şatoya giriyorsun sanki, katları gökyüzüne kadar çıkıyor, her katta farklı odalar ve keşfedilmeyi bekliyorlar. Hem insanı korkutuyor hem de meraklandırıyor. Bambaşka bir şey; senin kontrolünde olmayan ve hayatını yavaş yavaş sarmalayan, korku veren ama sonucunda çok mutlu olacağını hissettiğin bir durum. Gerçekten bambaşka..

Dediğim gibi hamilelik beni beklediğim üzere en çok duygusal açıdan etkiledi. Fiziksel etkileri olmadı mı? Oldu tabi, ama bu konuda kendime şaşılacak düzeyde pozitiflik göstererek bu durumların yaşantıma olumsuz anlamda etkilerini minimuma indirmeyi başardım. Yaşadığım her bedensel değişimde bunların, bebeğin varlığını kanıtlayan ve aslında onun büyümesine yardımcı olan şeyler olarak algılamaya çalıştım. Midemiz bulandığında, en sevdiğimiz kotumuzun artık içine giremez olduğumuzda, eşimizin parfümünü camdan atmak istediğimizde, üç tane kıyafeti döndürüp giydiğimiz son dönemlerde aklımıza getirmemiz gereken şey; hayatımızı eski standardında geçiremediğimiz bu dönemde göstereceğimiz azıcık sabrın sonunda sonsuza kadar bizimle birlikte olacak bir can parçasına kavuşacağımız gerçeğidir.

Şu anda 8. ayım bitmek üzere, ne zaman geçti o kadar vakit bilemiyorum. Hiçbir zaman abartı derecesinde bir hamilelik önlemi almadım, tabi ki törpülediğim, geçici olsa da yenden şekillendirdiğim köşeler oldu ama hayatımı genelinde doğal şekilde devam ettirmeye çalıştım. Dönem dönem yaşadığım zorlukların (elimden geldiğince) üstünde durmamaya çalışıp yaşananları doğal karşılayarak atlatmaya çalıştım. Bu da stres seviyemin azalmasına ve süreci daha rahat geçirmeme vesile oldu. Bebeğim de beni hiç üzmedi, böylece birlikte tatlı bir 8 ay geçirdik. Dilerim son ayımız da böyle uyumlu ve güzel geçerek, güzel ve sağlıklı bir doğumla taçlanır. Kızıma güveniyorum ve beni duyduğunu biliyorum :)

Share This: